KİN VE NEFRETTEN UZAK…

Eskiden devlet adamlarının, kendi ölümlerinin gerçekleştiğini düşünerek, çevrelerindeki insanların onlar hakkında neler konuşabileceklerini hayal ettiklerini ve böylece kendilerine şoklama yaptıklarını duymuşsunuzdur.

Sanırım bu şoklama, onların hırslarını dizginleyip, biraz olsun hem kendilerini, hem de çevrelerindeki insanları düşünmeleri içindi. Devlet adamlarının yaptığı ölüm ile ilgili şoklamayı ‘Allah gecinden versin’ bir an için kendimize uygulayıp, dileklerimizi de unutmadan; vefat ettiğimizi ve bu durumda sevdiklerimizin hakkımızda neler konuşacaklarını hayal edelim. Önce aile bireylerinden başlayalım: Yüreği yaralı annemiz; “Evladıma doyamadım, bir gün olsun onunla doyasıya dertleşemedim, yüzünü tam göremedim” diye ağlayabilir, çocuğumuz “ Sadece ben rahat yaşayayım diye bu kadar çalıştın, ama ben seninle hiç oyun oynayamadım!” diyerek küçük dünyasında pek çok şey yaşayabilirdi. Ya sevgili eşiniz “Ben sensizlikten kavrulurken, sen sadece işini ve kariyerini düşündün, aslında ben seni çoktan kaybetmiştim” diyerek kahrolabilir. Yıllarca arayıp sormadığımız arkadaşlar ise kim bilir neler söylerlerdi.

 

Bir âlime “İnsanoğlunun seni en çok şaşırtan davranışları nedir?” diye sormuşlar. O da sıralamış: Çocukluktan sıkılır ve büyümek için acele ederler. Ne var ki daha sonra çocukluklarını özlerler ve “Keşke şimdi çocuk olsaydık” derler. Para kazanmak için sağlıklarını kaybederler, ama sağlıklarını geri almak için de doktorlara, hastanelere ve eczanelere para öderler. Yarından endişe ederken bugünü unuturlar, dolayısıyla ne bugünü ne de yarını doğru dürüst yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. Bu cevaplardan sonra “Peki sen ne öneriyorsun?” dediklerinde ise sıralamış; Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmanızdır. Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil en az şeye ihtiyaç duymaktır. Sizi seven çok kişi vardır ama onlar duygularını nasıl ifade edeceklerini bilmeyebilirler. Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, siz de kendinizi affedebilmelisiniz.

 

İnsanî değerlerin altüst olduğu, tahammülsüzlüğün kin ve nefrete dönüştüğü asrımızda en çok muhtaç olduğumuz kavramlardan biri  ‘hoşgörü’dür. Sevgiyle mayalanmış, yumuşak ve sıcak bir kavram olan hoş görmek, iyi karşılamak, ayıplamamak, kırıcı ve aşağılayıcı olmamak, affedici olmak anlamlarını da çağrıştırır. Hoş görmek, affedilebilecek kusurları arama mantığından uzak kalarak, düzeltme hususunda Allah’ın kullarına fırsat tanımayı ve samimi bir niyetle yardımcı olmayı gerektirir, kötülüğe teşvik edici bir hoşgörü, hiçbir zaman hoş değildir.

 

Kötülüğü iyilikle karşılayacağız ki, aramızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olsun. Bize zulmedeni affetmek, bize gelmeyene gitmek, bunlar insanın nefsine çok ağır gelen şeyler. Herhangi bir sebeple birine kızmışsak, onun aleyhinde konuşmaktan zevk alır, ağzımıza geleni söyleriz. Bizim için söylenmesini istemediğimiz şeyleri, başkaları için söylemekten kaçınmalıyız.

Gerçekten yükselmek, mutlu olmak isteyen insan, mütevazı olmalı. Yücelik damına çıkmak için alçak gönüllülükten başka bir merdiven yoktur. Bir buğday tarlasının yanından geçerken baktığımızda, başakları dimdik olanlar ve başlarını eğmiş olanları görürüz. Dimdik olanlar, içi boş, başını eğenler ise içi dolu başaklardır.

http://www.tyb.org.tr/erbay-kucet-kin-ve-nefretten-uzak-35836h.htm