BURAYA EĞRİ ODUN GİRMEZ

Sözü yağ ile bal eden hepimizin ‘Yunus Emre’sine ‘Bizim Yunus’ diyoruz. Onun ırkı, mezhebi, tarikatı, şeyhi ilgilendirmedi bizi hiçbir zaman. O nedenledir ki, ‘Bizim Yunus’ derken içimiz rahatlar ve ferahlar. Bugüne kadar Yunus’la ilgili çok kitap, yazı ve belgesel film vb. çalışmalara göz atmışsınızdır. O nedenle bizim bu yazdıklarımız çok önemli görülmeyebilir. Ancak Yunus’u birazcık da olsa tekrar zihinlerle buluşturmaktır gayemiz.

Yunus’un gönlüne Tapduk Emre düşünce bir haller olmuştu. Elbette dergâhta kalsa idi bizim olmayacaktı Yunus. Tekkenin şeyh efendisi olup postuna yerleşecekti.

‘Risaletü’n Nushiyye’ gibi bir mesneviyi yazacak kadar ilmî derinliği olduğundan ete kemiğe bürünen, Yunus diye görünenin gerçeği ortada iken O, ‘gel gör beni aşk neyledi’ diye kırk yıl inliyor. Yunus Emre eser bırakan sûfî şairlerdendir. Mesnevi nazım şekliyle yazılmış, manzum, didaktik, nasihatnâme tarzındaki eser 563 beyittir. Bu eser Yunus’un bilge yönünü, tasavvuf kültürüne vukufiyetini ve temasını göstermesi açısından önemlidir. Bu eserinde Arapça ve Farsça kelimeler bir hayli yer almış olduğundan üzerinde fazlaca durulmadığını ifade edebiliriz.

Şeyhine ‘Ne hizmet varsa yaparım’ diyen Yunus’u, Tabduk, himmete ulaşmanın ilk şartı teslimiyet ve hizmete talip olmaktır diyerek dergâhın odunculuğuna görevlendiriyor. Bu yapılan görünüşte sıradan gibi görünse de hatta manevî olgunlaşma sürecinde nasıl bir sonuca yol açacağı bilinmediğinden bu görevle birlikte nefsi kırmak ve manevî rehbere bağlılığı ölçmektir aslında yapılan. Yunus’un bu görevinde hangi hikmetlerin gizli olduğu daha sonra belli olacaktır. O da bunu kavramış olarak hizmette kusur etmeksizin titiz seçimle en düzgün odunları seçerek dergâha eğri bir odun getirmemiştir. Yani Yunus, işini ciddiye almıştır. Bir başka ifade ile Yunus, görünürde odunların eğriliklerini düzeltmeye çalışırken kendi nefsini düzeltmiştir. Yunus, için bu hizmet bu yüzden bütün yönleriyle tam bir olgunlaşma sebebidir. Dili çözülüp şiirler söylemeye başladıktan sonra Yunus’u bekleyen imtihan gurbettir. Menkıbelere ve şiirlerinden çıkan neticeye göre Yunus Emre diğer sûfîler gibi çok yer gezmiştir. Seyahat etmenin tasavvuf geleneğinde önemli ritüellerden olduğu bilinmektedir. Hikâyenin geri kalanına menkıbeden devam edebiliriz:

“Fedakâr derviş tam kırk yıl bu hizmette bulundu. Odunu sırtına vurup getirirdi. Ama yaşını ve eğrisini kesmezdi. Bir defasında Tabduk Emre: ‘Yunus Can, dağda hiç eğri odun yok mu ki hep düzgün odunlar getirirsin’ diye sordu. Yunus da ‘Şeyhim, burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, buraya değil eğri adam, eğri odun bile giremez.’ dedi.”

Bizler Yunus’u yaşadığı asırdan bu yana öylesine benimsedik ki hiç birimiz ona ait belgelere dayalı bir biyografiye ihtiyaç duymadık. Onun hayatını eserlerinden ibaret gördük. Onu her zaman şiirleriyle yaşattık. Onun ne dediğini yine onun sözleriyle açıkladık.

Yunus Emre’nin çağı zaman dilimi olarak, Anadolu Selçuklularının sonu ile Osman Gazi devirlerini içine almaktadır. Haçlı seferleri, Moğol akınları, Babaî isyanları, saltanat kavgaları ile sosyal rahatsızlıkların boy gösterdiği bir manzarayı tahayyül ederek, “Ben gelmedim da’vî için benüm işim sevi için/ Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldüm.” beyitini düşünelim. Tarihimizin bu dönemlerine ait sayfalarını farklı bilgi ve belgelerle karıştırırsak Yunus’un yaşadığı döneme göz atarak onun yazdıklarını okursak daha gerçekçi anlamlar yükleriz onun yazdıklarına ve dediklerine.

Hüseyin Hatemi bir yazısında “ Şunu bilelim ki Yunus Emre bir efsane değildir. Tarihi bir kişiliktir.” der. Bir insan düşünün ki, asırlar önce yaşasın, fakat sizinle aynı duygu ve düşünceleri paylaşıp, aynı dili konuşuyor olsun. Günümüz insanının düşünüp söyleyemediği, hissedip anlatamadığı şeyleri en akıcı ve en güzel üslup ile hem de şiir diliyle, adımıza yıllardır söyler durur.

‘Bizim Yunus’ olmak budur işte. Sade diliyle ve kendine özgü bir şiir diliyle ki bu aşk’ın dilidir. Bu sûfîlik yolunun bir gerçeğidir. Bütün varlığa ve eşyaya aynı gözle bakarak, dünyevî algıları ikilikten usanmış bir ruh haliyle görmektir.

“Dağlar ile taşlar ile Çağırayım Mevlam seni Seherlerde kuşlar ile Çağırayım Mevlam seni”
Allah’a yakınlığı bu kadar güzel ifade ederken, Hz. Peygamber’e olan sevgimizi,

“Canım kurban olsun senin yoluna Adı güzel kendi güzel Muhammed”

Her şeyden geçip Allah’a yönelmenin önemine vurguyu,

“Cennet dedikleri ne ki, birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver onları, bana seni gerek seni.”
Hesap gününden ümitle çıkmanın daha önemli olduğuna ise,
“Sırat kıldan incedir Kılıçtan keskincedir Varıp anın üstüne Evler yapasım gelir”

“Miskin Yunus gidisersin/ Uzak sefer edisersin/ Hasret ile kalısarsın/Ah nideyim ömrüm seni”

Dedikten sonra yazımızı “ Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme/ Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir” diyerek noktalayalım ve dua edelim.