ÇİZGİLER ROMAN OLURSA !…

Çizilmiş ve belirli bir süreklilik içinde peş peşe gelen, bir metinle bütünleşen resimlerden oluşan bir anlatım biçimi çizgi romanların ortaya çıkması gazete ve dergilerde çıkan çizgi bantlarla başlamıştır.

Resim, heykel, mimari, dans, şiir, müzik ve sinema gibi sanat olarak adlandırılmaya başlaması daha sonradır. İletişim araçlarının değişmesi ile zaman içinde çizgi bantlardan ayrılan çizgi romanın iki ana unsuru resim ve yazıdır. Anlatılmak istenen hikâyeye göre resim ya da yazıya ağırlık verilir. İyi kurgulanmış bir çizgi romanda çizer devamlılığı çizgiye ağırlık vererek sağlar. Resimler, sadece yazıları desteklemek gayesiyle değildir. Çizginin eksik kaldığı bir anlatım çizgi roman özelliğini kaybeder. Sinemadan daha önce ortaya çıkmış olmasına rağmen yayılması sinemaya oranla daha yavaş olmuştur diyebiliriz.

Son yıllarda ülkemizde varlığını devam ettirmekte olan çizgi romanlar ilk önceleri metin ağırlıklıydı, resimler ise bunları desteklemek üzerine kuruluydu.  Çizgi roman kültürü giderek popüler olmaya başlasa da varlığını gösterememiş ama tükenmemiştir. Türkiye’de çizgi roman her ne kadar bir sanayi dalı olacak kadar gelişemese de tarihî konuları ve kahraman figürleri tercih eden Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ı, Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ı, Sezgin Burak’ın Tarkan’ı diğer ülkelerin okurlarına çizgileriyle merhaba demiştir.

Dünyadaki en tanımlanamaz, gizemli ülkelerden biri olan Kuzey Kore seyahatini anlatan Kanadalı çizgi romancı Guy Delisle’nin Pyongyang romanını geçtiğimiz günlerde okudum. 2001’in başlarında bir animasyon şirketinin çalışanı olarak ülkeye girmesine izin verilen birkaç batılıdan biri Guy Delisle, orada geçirdiği iki ay boyunca Kuzey Korelilerin hayatlarından görebildiği kadarını çizgilerle anlatıyor. Dünyanın tek komünist hanedanı Kim Il-Sung ve oğlu Kim Jong Il’in heykelleri, portreleri ve propagandaları arasında, Delisle kendisine izin verilenden çok daha fazlasını gözlemlemiş. Çizerin, hayata dair zekice düşünceleri ve esrarengiz bir ülkeye dair aydınlatıcı, eğlenceli bir bakış sunması sayfaları çevirmenizi kolaylaştırıyor.

Kuzey Kore’nin Pyongyang’ını gidip görmüş nadir batılılardan olan Guy’un çizdiklerinden çok anlattıklarında bir espri yok ama okunmalı diyorum. Pyongyang’da yaşadığı ilginçlikleri anlatan çizgi roman ustası Guy Delisle’nin iyi bir yazar olduğunu da görüyorsunuz.

Kuzey Kore’yi Turistlik gezi şeklinde değil, bir arkadaşına anlatır gibi gün gün anlatırken, yorumlarında Kuzey Kore halkı ile dalga geçen yazar, böylesi bir hayatı kabul edip susan, üstüne üstlük bu baskı rejimini sineye çeken halkı eleştirmekten geri durmuyor.

Kuzey Kore’de yaşananlar fıkra gibi, ama gerçek hayat. Bu hayatı yaşayan insanlar bu kadar yalan yanlış bir düzeni kabul edip, kendi hayatlarını hiçe saymaya devam ediyorlar. Ülkede internet yasak, insanlar tüm dünyanın Kuzey Kore’yi kıskandığını düşünüyor… Sadece bu ikisi bile yeterli sanırım. Kitabın arka kapağından biraz alıntı yaparsak;

“Pyongyang, son 20 yılın en değerli grafik romanlarından biri.” Vulture

“Joe Sacco’nun Filistin’ini Marjane Satrapi’nin İran devrimi sonrasını anlatan Persepolis’i takip etmişti. Şimdi de Guy Delisle’in Kuzey Kore’de geçirdiği günleri anlatan çizgi romanı aynı geleneği sürdürüyor.” The Guardian

Art Spiegelman’ın Maus adlı çizgi romanını da bir solukta okumuştum. Soykırım hakkında şimdiye kadar yapılmış en etkileyici ve başarılı anlatım olarak yorumladığım Maus, ülkemizde geçtiğimiz sene basıldı.  Spiegelman’ın Nazi baskısından ve 2. Dünya Savaşı’ndan kurtulan babasının gerçek hayat öyküsünün anlatıldığı Maus romanında iki zaman aynı anda okuyucuya sunuluyor. Çerçeve hikâye, romanın yazıldığı gerçek zamanda geçerken, iç öykü ise Art’ın babası Vladek’in 2. Dünya Savaşı hatıralarından oluşuyor. Bu helezonik yapı çizgi roman boyunca üst üste biniyor ve Vladek’in anlatıları çoğu zaman Art tarafından bölünüyor. Böylece okuyucu, 2. Dünya Savaşı’nı bir sürü farklı perspektiften gözleme imkânı buluyor. Vladek’in anıları dışında, Art Spiegelman’ın babasıyla ilişkisini ve annesinin intiharı ile nasıl başa çıktığını çerçeve hikâye sayesinde öğreniyoruz. Böylece okuyucu, en nihayetinde, iki zamanın roman bağlamında karşılaştırmasını yapabilir hale geliyor.

Spiegelman’ın çizimleri ve ifade tarzı romanı bir çırpıda okutmaya yetiyor. Özellikle romanın ironik hale gelmiş Yahudilerin ‘fare’, Nazilerin ‘kedi’ olarak çizilmesi, yazarın okuyucuya mesajını direk olarak aktarmasını sağlıyor.

Karakterlerin çizimleri, olaylara karşı duygu ve düşünceleriyle Yahudi soykırımına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayan Maus, anlattıklarıyla okuyucuyu derinden etkilerken tarihi yolculuk imkânı da sunuyor.

Ne dersiniz? Günümüz televizyon dizilerinden biraz uzaklaşıp, çizgi roman okumaya var mısınız?