Dergâhın Şairiyle…

Edebiyat araştırmalarında üzerinde en fazla durulan yazarlarımızın başında Mehmet Akif gelmektedir. Yaşadığı devri ve bu devre ait siyasî ve sosyal hayatı eserlerinde başarılı bir şekilde işlediğinden kimilerine göre şair ve manzum hikâyeci, kimilerine göre ise mütefekkir kabul edilen Âkif, bütün hayatında toplumda iyi gitmeyen şeylere ait kavgalar vermiştir. Şiirlerinde önce toplumdaki sosyal bozuklukları tespit eder, sonra onlarla mücadeleye girişen Akif’in hayatına tevazu hakim olmuştur. Şiirlerinin çoğunu halkın konuştuğu dille yazan argodan medrese Türkçesine kadar Türkçenin her tabakasını büyük bir başarıyla şiire uyarlamıştır.

Takvimlerimiz 27 Aralık 1982’yi gösteriyordu. Soğuk ve ayaz neredeyse iliklere işlerken bir gün öncesinden yağan kar buz keserek caddeleri dondurmuştu.  Gazetede “Mehmet Akif Anılıyor” başlıklı haber dikkatimi çekti. İstiklal Marşı şairimizin İstanbul’da defnedildiğini mezarının da orada olduğunu bildiğim için şaşırmıştım. Ancak haberi okuyunca içimin tuhaf duygularla doluverdiğini fark ettim. Sadece okul sıralarında haftada iki defa okuduğumuz ancak şuuruna bir türlü eremediğimiz marşımızın şairinin bir toplantı ile anılmasını ilk defa duyuyordum. Meğer bu anma programını düzenleyenler Akif’in dikkat çektiği Asım’ın neslinden gelen Yazarlar Birliği’nden dostlarımızmış. Milli mücadele yıllarında Ankara’da bulunduğu sırada ikamet ettiği Tâceddin Dergâhı’nda yapılacak olan toplantıya birkaç dostumla birlikte katıldım. Tâceddin Sultan Camii’nin mütemmim cüzü Tâceddin Dergâhı’nı da bu vesile ile öğrenmiş oldum. 1988 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yapılan onarımla bugünkü görünümünü kazanan dergâhta Burdur milletvekili Mehmet Âkif dostlarıyla milli mücadele meselelerini görüşmüş, musikişinas insanlarla meşk etmiş, İstiklâl Marşı’nı da bu mekânda yazmaya başlamıştır. Hatta bazı geceler gelen ilhamı kaçırmamak için dörtlükleri dergâhın duvarlarına kazıdığı da anlatılmaktadır. ‘Bütün dünyaya küskündüm dün akşam pek bunalmıştım; / Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.’ mısraları ile başlayan Bülbül şiirini de bu evde yazdığını unutmayalım.

Zulmü alkışlamayan zalimi asla sevmeyen, mazlumun dostu Mehmet Âkif’in son günlerini İstanbul Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanının bir odasında geçirdiğinde ziyaretine gidemeyişini üzüntü ile anlatan Dr. Mecit Bumin merhumun vefatını bir rastlantı neticesinde duyduğunu ‘Türk Edebiyatı’ dergisinin 1982 de yayınlanan özel sayısında geniş şekilde anlatmaktadır. Cenaze töreninde bir grup talebenin yer aldığı Akif’i vefat yıldönümünde yad edenlerde aynı durulukta insanlardı. Yani onu Edirnekapı’daki kabrine gönüllüler defnettiği gibi şimdi de gönüllüler gelmişlerdi.

Taceddin Camii müezzininin Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından gönderdiğimiz ‘Fatiha’ları ruhaniyetlerine vasıl etmesi için Cenab-ı Allah’tan arz ve istirhamda bulunduktan sonra Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Mehmet Âkif denildiğinde aklımıza ilk gelen birkaç isimden biri olan D. Mehmet Doğan o gün anlam yüklü olduğu kadar heyecan uyandıran konuşmasında “Mehmet Akif’i içinden çıktığı toplumun dertlerini ve meselelerini bir fikir adamı gibi şiirlerinde ele alan, şiirle düşünen, aynı zamanda da inandıklarını yaşayan ve sonuna kadar savunan örnek bir aydınımızdır. Mehmet Akif, bütün topluma malolmuş büyük bir şahsiyeti bütün yönleriyle ele almak, tanıtmak zorundayız. Akif’i şu ya da bu yöne çekmek veya daraltıp sınırlayarak ele almak Mehmet Akif’e en büyük saygısızlık olur.”   derken Türkiye Yazarlar Birliği’nin sonraki yıllarda peşpeşe düzenleyeceği “Mehmet Akif Bilgi Şölenleri”ne işaret ettiğini bilemezdim. Yapılan konuşmalardan sonra iki katlı mütevazı binayı gezme imkânımız oldu. O gün merhum Akif’in tesbihi ve cep saati sergilenmişti. Dergâhın bahçesinde “Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı! “ mısraı ile Akif’le birlikte dolaşıyorduk.

Safahat’ı yüzünden okuyamaz hale gelen günümüz nesline söyleyecek bir şey bulamıyorum. Suçlu aramadan ve kolaycılıkla işi siyasilere yıkmadan ülkemizin aydınları, düşünce adamları, yazar ve eğitimcilerine de görev düştüğünü hatırlatmak istiyorum.

Son yıllarda Mehmet Akif hakkında çalışmaların akademik çevrelerce ele alınmasının yanı sıra özellikle Türkiye Yazarlar Birliği’nin bu konuda önemli adımlar attığını yakinen bilenlerdenim. Taceddin Dergâhı’nda yapılan anma etkinliklerinden başlayarak her 27 Aralık’ta davet yapılmadan gelenlerin azim ve kararlığıyla ”İstiklal Marşının Kabul Edildiği Günü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü Hakkındaki Kanun” un yayınlanmasına vesile olmuşlardır.

“Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz; İnler ‘Safahat’ımdaki hüsran bile sessiz!” mısraları ile seslenen milletinin ıstıraplarını terennüm etmiş olan Âkif, deşmek istediği her memleket yarasını, göstermek istediği her millî ve toplumsal dert ve sefaleti, daha anlamlı, açık ve etkili bir hale getirmiştir.

Mehmet Âkif’i tanımak, tanışıklığınızı perçinleyiniz.