Yerelliğin Neresindeyiz?

Belediyecilik hizmetleri denilince, aklımıza şehrin fizikî yapısına dair hizmetlerle birlikte sosyal belediyecilik gelmeye başlamıştır.

Sosyal belediyecilikten kastımız ise, belediye hizmet alanı içerisinde kalan halkın düşkünlerine aynî ve maddî yardım etmek olmaktadır. Sosyal devlet anlayışının bir yansıması olan sosyal belediyecilik, onun tüm eleştirilebilir yanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Fiilî durum söz konusu olduğunda, mevcut anlayış bağlamında sosyal belediyecilik için söylenecek çok olumlu şeyler olmakla birlikte, dört temel konuda tenkit edebiliriz.

Sosyal belediyecilik, kültürel belediyeciliğe giden yolda bir aşama olarak ele alınacak olursak, doğru ve işlevsel bir belediyecilik için belediyecilikten önce şehri ve insanı anlama zaruretine inanmak gerekir.  Şehri anlamadan, şehrin anlam evrenine girmeden, insan ve şehir arasındaki özdeşliklere vakıf olmadan yapılan şeye belediyecilik diyemeyiz. Bu nedenle, işe şehrin anlam evreninden başlayıp belediyecilik alanına, belediyecilik alanından sosyal belediyeciliğe, kültürel belediyeciliğe ve bütüncül belediyeciliğe doğru giden bir seyir takip edilmesi güzel olur.

Geçmişten günümüze doğru gelindiğinde insanlığın şehirleşme yönünde bir seyir takip ettiğini ve deyim yerindeyse tekamül gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu manada insanlığın serüveni şehrin serüveni veya insanlığın tarihi şehrin de tarihidir, denilebilir. Tarih ve zaman söz konusu olduğunda şehirleri üzerlerinde yaşanılıp geçilen mekânlar olarak değerlendirmemek gerekir. Şehrin içinde yaşanılır. Şehri zamanın ve mekânın içinde bir tünel olarak algılamak yanlış olmaz. Şehrin mukîmi, kendini bir ayağı tünelin bir ucunda, diğer ayağı diğer ucunda konumlandırmak durumundadır. Bu hâliyle söyleyecek olursak, bir şehirde yaşayan ilk insanlarla son insanlar aynı insanlardır. İlk insanlar zamanın ve mekânın ruhundan sızarak son insanlara kadar varlıklarını devam ettirirler. Şehrin ahalisi değişse de, bu böyledir.

Genellikle, şehir üzerine yazılanlarda mekân üzerine vurgu yapılır. insan, mekânda gezdirilirken mekânın esrarı çözülmeye çalışılır. Zamana yapılan vurgu ise ekseriyetle mekânın peşinden gitmek içindir. Hâlbuki, şehri mekân olarak görmeyenlerde vardır ve şehir mekan değildir. Şehri zaman ile irtibatlandırmak gerekir. Elbette, şehir sadece zaman da değildir. Doğrusu, şehir ne tek başına mekân, ne de tek başına zamandır. Şehir zaman-mekândır. Şehri zaman-mekân olarak aldığımızda, onu gerçek mahiyetine kavuşturabiliriz. Zira şehir zaman-mekân olursa, ruhu da olur.

Şehir ile o şehirde yaşayanlar arasında zaman içinde bir duygusal bağ kurulur. Bunun sebebi, orada yaşayanların çoğu bir zaman sonra, o şehri, bir insanı sever gibi sevmeye başladığındandır. Hepimiz zaman zaman konuşur, dertleşirsiniz şehirle. Sırlarımızı açarız ona, hiç kimseye söyleyemediğimizi şehrin kulaklarına fısıldarız o, fısıltımızı duyar, duygulanır ve sırrımızı ebediyete kadar saklar; zaman-mekân olarak bizi zaman-mekâna ait kılar.

İşte tam bu noktada;

Şehrin anlam evreni ile kendi anlam evrenimiz özdeşse, o zaman belediyecilik denilen olgudan bahsetme zamanımız gelmiş demektir. Belediyecilik söz konusu olduğunda, şehri, felsefesi, hukuku ve sosyolojisi ile birlikte ele almak ve belediyecilik alanını bu üçünün kesişim alanı olarak belirlemek lazımdır. Yani belediyeciliği, bir manada şehrin anlam evreninde şehrin felsefesi, sosyolojisi ve hukukunun bir uygulama çalışması olarak görmek gerekir.