Gönlünüzde aşk varsa…

Yaşadığımız günlerde birçok değerimizin değişimine tanıklık ediyoruz. Öyle ki, evleneceği zamana kadar eşini görmeyen bir nesilden, sokak ortasında, otobüste, metroda, çarşı-pazarda, okulda, parkta nerede olursa olsun fark etmez birbirine “aşkım” hitabı ile yüksek perdeden seslenenleri görmekteyiz. Sevgilim, bir tanem, prensesim, canım, tatlım gibileri de arada bir duyulsa da en çok ‘aşkım’ kelimesi ile aşk kavramının sıradan bir seviyeye düşürülmesi söz konusu.

Birbirleriyle ‘sevgi’ anlamında bir ilişkilerinin kalmadığına inandığım bu insanların çoğunun ‘aşkım’ kelimesini sokaktaki kedi, köpek yavrusuna da söylediğini duyunca bu kanaate vardım diyebilirim. Bir keresinde arabasının arka koltuğunda gezdirdiği köpeğine ‘aşkım’ diye seslenen bir bayanın ön koltukta oturan kocasına da aynı hitap ile seslendiğine şahitlik etmiştim. İnşallah buradan ‘hayvanları sevmeyelim’ anlamını çıkartmazsınız.

Aşk kavramının sadece sevmek veya sevilmek anlamına gelmediğini bilenler bu tür ifadeleri çok ucuz şekilde harcamaz.  Dilimiz döndüğünce samimi ortamlarda sohbetlerimizde bu davranışlarla yani ‘aşkım’ diyerek aşk kelimesini basitleştirmiş oluyorsunuz diye tatlı ve nazik uyarılarda bulunuyoruz ama toplumun ekseriyetinde yerli yersiz bu ifade ile hitap edenlerin arttığını da görüyoruz.

İnsanoğlunun yaratılışından itibaren en yoğun yaşadığı duygu, edebiyatın da vazgeçilmez temalarından biri olan aşktır. “Yüzü güzel olana kırk günde doyarsın da, gönlü güzel olana kırk yıl doyamazsın” demiş Âşık Veysel.  

İslâmî literatürde ilahî aşk karşılığı olarak “hakikî aşk”; beşerî olanı için “mecazî aşk” ifadeleri kullanılmıştır. Mutasavvıflar kulun Allah’a duyduğu sevgi ne kadar güçlü olursa olsun yine de O’nu yeterince ve layık olduğu ölçüde sevemeyeceğinden kulun Allah sevgisi de aşk diye adlandırılamaz.” diyerek aşkın sınırlarını çizmişler.

Temel olarak kâinatın yaratılışına sebep olarak aşkı/muhabbeti ileri sürmüş, kulun Allah’ı aşk derecesinde sevmesinin gereği üzerinde duran mutasavvıflar, her sevgiye aşk denip denilmeyeceği konusunu tartışarak gayenin kalp merdiveniyle Allah’a ulaşmak olduğunu ifade etmişler. Allah aşkı ve beşeri aşk birbirini tamamlayıcı iki unsurdur. Aşkın yeterince farkında mıyız? Aşk kelimesini tabirimiz caiz ise ayaklar altına düşürenlerin çürüttüğü kesin. Sadece aşk mı? Sevgi, merhamet, hizmet, vefa gibi çoğu kelimeleri de kullanılamaz hale getirdik. Aşkın kavuşma arzusuyla sürekli yanmak olduğu şuurundaki nesilden bugüne gelince ‘aşk’ kelepir duruma düşmüş gibi. Hz. Mevlana’ya, ‘aşk nedir’ diye soruyorlar, ‘ben ol da bil’ diyor.

Geçenlerde İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Şahin’le yapılan bir söyleşide çocuklarını ‘Aşkım’, ‘Sevgilim’ diyerek seven ebeveynleri uyararak, “Yeterince sevilmemiş veya ilgi görmemiş olabilirsiniz ama siz gene de çocuklarınıza ‘aşkım’ demeyin, terapiye gidin” dediğini okuyunca kelime ve kavramları yerli yerinde kullanmanın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha düşündüm.

Toplum dönüştükçe hitaplar da güncellendi. Gerçekten anne ve babalar artık çocuklarına isimleriyle veya ‘kızım, oğlum, yavrum’ gibi ilişkilerini ifade eden sözcükler yerine ‘aşkım, sevgilim’ gibi iki sevgili veya eş arasında geçebilecek sakıncalı davranışlarda bulunuyorlar.   

Aynı tavanın balıkları misali olduğumuz halde Fethi Gemuhluoğlu ile yolumuz kesişmedi. O’nu tanımadığım, böylesi güzel bir insanın sohbetlerinde bulunamadığım için tanış olanlara gıpta etmişimdir. Fethi ağabeyi tanıyanların yazdıkları ve anlattıkları ve sohbetlerinden anlamaya çalıştım. O, kendisiyle tanışmak için gelen gençlere “Hiç âşık oldun mu?” diye sorunca kimisi kızarır bozarır, kimisi “ne demek aşk, asla” dermiş, kimi de mahcup bir eda ile “evet” dermiş. Soruya ‘asla’ diyen hatta kızgınlık gösteren gençlere ise “Ben hayatta sevmemiş, gönül adamı olmamış insanı ne yapayım? Bu adam aşka düşman” diyerek sohbetine devam edermiş.

Söz buraya gelmişken bir başka aşk adamından hatırlatmazsak olmaz. Muzaffer Özak’ın bir şiirinden ufuk açacak mısralar:

Ezelde aşk ile yandım kül oldum

Nâr içre nûrlara bandım gül oldum

Şevk ile adını andım dil oldum

Meydân-ı aşka âşık yanmağa geldim

Hû deyip Allah’ım dönmeğe geldim

İfade etmeye çalıştığımız gibi ‘aşkım, aşkitom, canım, hayatım, tatlım’ gibi klişe kelimelerle hitap edenler acaba ‘aşk’ın ne olduğundan haberdarlar mı? Sözlüklerde “Bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan, vurgun, tutkun kimse” diye tarif edilen aşkın insanın hayatı boyunca tadabileceği en tarifsiz duygu olduğunda hemfikiriz. Bu duygu ne kadar eşsiz ise tarifi de bir o kadar zor oluyor. Söylenen sözler çoğu zaman kifayetsiz kalıyor. Aşkı anlatacak kelime bulamazken, bazen çok sevdiğimiz bir kitabın ya da bir şiirin içinde rastladığımız bir cümlenin hislerimize tercüman olduğunu da biliyoruz.

Sözün en fazla sarf edildiği alan olan aşk üzerine söylenmemiş söz yoktur. Söze en güzel manayı aşk verir. Bir cümleyi aşkla yazdığınızda cümlenin ne kadar güzelleştiğini görürsünüz.

Gönlünüzde aşk varsa, gözünüzün gördüğü de güzeldir vesselam.