KIDEMLİ SUNUCUMUZ: HALİT KIVANÇ

Günümüzde her türlü sosyal, ekonomik ve siyasi değişim üzerinde etkin olan televizyonun insanların serbest zamanını kullanmasında eğlence kültürünü yaygınlaştırdığını söyleyebiliriz.  

Televizyonlarda çeşitli eğlence programlarının yanı sıra belgesel, din, edebiyat ve tarih konuları da işlenerek seyircinin dikkati celbediliyor.  Program yapımcıları haber ya da belgesel fark etmiyor, sundukları hikâyeleri çerçevelemek için dramatik veya melodramatik kodlar kullanarak programlarını eğlence şovuna çevirerek programların devamını seyirci anketleri ile yönlendirmektedirler. Bugüne kadar farklı formatlarda yarışma programlarına ev sahipliği yapan televizyon yapımcılarımız değişik enstantaneler yansıtarak izlenir olma gayretlerini artırmaya çaba sarf etmeye devam ediyorlar.

Şu açık ki, toplumun eğlence kültüründen duyduğu haz değişmediğinden televizyondan beklenen öncelik, herkesin eğlendirilmesi ve memnun olmasıdır.  Bu nedenle de haber programları, hatta belgesellerin bile eğlenceli biçime dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Televizyonun eğlence aracı olarak yıldızı her gün parlatırken, öte yandan toplumdaki kültür ve ideolojinin yeniden üretilmesi de sağlanmasına yönelik hazırlanan yarışma programlarının, müsabaka, mücadele, tartışma, münakaşa, iddia ve bahse girme başlıkları dikkat çekicidir.  Sözlükte “Ticarette üstünlük kazanma çabası” olarak tanımlanan ‘Yarışma’, daha çok bilgi ve yeteneğe dayanan bir rekabet olarak algılanabilir. Eskilerde düşük prodüksiyonlu, çekici olmayan hediyelerin verildiği yarışma programları yapılırken kanalların artması ve 24 saat yayıncılığa geçilmesi ile birlikte durum değişmiştir.

Dünya’daki iletişim teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak yarışma programlarının da değiştiği ve çeşitlendiğini programlara başvuru ve izlenme oranlarının artışından anlayabiliyoruz.  Yarışma programlarına olan bu ilginin sosyal, ekonomik, siyasal, psikolojik ve kültürel faktörlerle ilintisini bilim insanlarımıza bırakarak ‘Maraton Bilgi Yarışması’ndan söz etmek istiyorum.  TRT’nin Aşağı Ayrancı semtinde ABD Büyükelçiliğinin karşısında ‘Sefaretler Stüdyosu’nda çekiliyordu.  Yapımcının ayaküstü yarışma hakkında kısaca bilgilendirme yapmasının ardından çekim öncesi yüzümüzün stüdyodaki spot ışıklarından parlamaması için matlaştırıcı makyaj yapılmak üzere odaya girdiğimde programın sunucusu Halit Kıvanç ile karşılaşmıştım. Yarışmanın çekim aralarında esprileri ile rahatlatmıştı. O gün, mizah dalındaki sekiz sorudan altısını doğru cevaplandırmış, başarımız karşılığında kalem takımı hediyemizi kameralar önünde, resmi telif ücretimizi ise muhasebeden almıştık. Çekim öncesinde yüzümüze yapılan kiremit rengi mat makyajımızı temizlemek için krem sürülmüş pamukçukları elimize tutuşturup ’Yüzünüzü bununla temizleyin’ diyen makyözün uyarısından sonra Halit Kıvanç’ın önündeki makyaj temizleyici şişeyi kaptığım gibi temizlemiştim.

Radyoda futbol müsabakaları anlattığı günlerden bildiğim Halit Kıvanç’la ilk defa yüz yüze gelmiştik.  Meşin yuvarlağın saha dışına çıkması, taç, aut ve kornere çıkan topların ‘ikibuçukluk’ lakaplı çocuklarca oyuna tekrar sokulması, futbolcuların birbirlerine çelme takıp düşürülmeleri, hakem düdüğü ile maça ara verilmesi, amigoların seyircileri coşturmalarına varıncaya kadar anlatırken sahayı evimize taşırdı.  Yaşlı zannederler diyerek kimseye elini öptürmeyen duayen spikerin yeniden hayata gelecek olsa Halit Kıvanç olmak istediğinden avukatlık tahsiline rağmen işini ne kadar çok sevdiğini anlıyoruz.

Sanırım ortak özelliğimiz olsa gerek ben de konuşmayı severim. Çok erken konuşmuş. Komşular “Aaa konuştu” deyince susmuş. Sonra biri elinde kanaryayla gelmiş, “Kanarya suyunu içerse konuşur” demişler. Altan Erbulak da “Şimdi ötmeyen kanaryalara Halit’in suyunu içiriyorlar, radyoyu kapattım, Halit’i açtım” dermiş.

Bir dönem sigara kullandığından maç anlatmak için gittiği Avrupa’da sesinin kısıldığını, döndüğünde sigarasını, çakmağını ve sigara tablasını denize attığını,  içki için de doktorlarının “Bunları tarihe mâl eder misin?” dediklerine uyduğunu ifade etmektedir.

İşini hep severek yapan Halit Kıvanç ile yıllar sonra İstiklal caddesinde eşi ile yürürken rast geldiğimde adımı, simamı hatırlamasını bekleyemezdim. Hatuna, “Halit Kıvanç’a bir merhaba diyeceğim” diyerek önüne geçiverdim ve “Üstadım 1982 yılında TRT’de Maraton Bilgi Yarışması’na katılmıştım. Orada sizin içtiğiniz suyun arta kalanını içmiş olacağım ki, yıllar sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın miting sunuculuğunu yaptım” dediğimde şaşırmıştı.  Tanımadığı biriydim, ama samimi, sıcak bir çehre ile karşılaştığından tedirgin olmamıştı. Eşiyle göz göze geldikten sonra kalabalık caddede daha fazla sohbet edemedik, elini öptürmediğini bildiğim için de tevessül etmemiştim, saygı duygularımı gülümseyerek ifade edip ayrıldık.

Fenerbahçelidir. İşinin doktoru olduğunu herkes bilir. Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın şampiyonluklarını anlatarak mesleğine olan saygısında kusur etmez. Hayali hariciyeci olmaktı ama hukuk okuyunca hâkim olarak doğuda bir kazaya atanır. İstanbul’da gazeteler “Oradan aldığın maaşın fazlasını veririz, gel” deyince İstanbul’a döner. Milliyet ve Hürriyet’te çalışırken aynı anda radyoda hikâyeler anlatır, bir gün kendini maç anlatırken bulur ve televizyon sunuculuğuna başlar.

Spikerliğin artık kolaylaştığını şu sözleri ile ifade etmektedir: “Çok rahat görülüyor televizyondan her şey. Biz radyoda anlatıyorduk. Ben görüyordum ama halk görmüyordu. Şimdiki kameralar çok yakın takip ediyor, kimin kim olduğu çok açık belli. Eskiden biz daha çok ezber yapmak zorundaydık. Şimdi gözlerim bozuldu ve önüme notlar koyuyorum. Mümkün olduğunca sahadaki oyuncuların ve hakemlerin isimlerini ikinci plana attım.”

95 yaşını idrak eden kıdemli sunucumuz kalp kazanmayı önemsediğini,  dargın olmayı hiç sevmediğini,   insanın eşiyle mutluysa hayatını da mutlu geçireceğini,  iş hayatında çok iyi bilmediği şeyleri yapmamaya çalıştığını ve her şeyin parayla çözülmediğini kalın çizgilerle özetliyor.  Bu vesile ile Orhan Boran, Erkan Yolaç,  Cenk Koray ve Altan Erbulak gibi televizyonlarımızın efsane sunucuları da hatırlamış olalım.