HAFIZ ÖMER KÖKSAL

Aktaş Köprübaşı Camii Plevne Caddesi kenarında dikdörtgen planlı, moloz taş kaidesi üzerine yükselen minaresinin gövdesi tuğla ile örülü, mihrabı ahşap lambri ile kaplı ve ahşap asma katı ile çocukluğumuzda güzel hatıralar bırakmış bir ibadethanedir. Arnavutluk göçmeni Kuyumcu Zeynel Özyaşar, 1954 yılında inşaatı tamamlandıktan sonra bakımını da üstlenmiştir.

Hafız Ömer Köksal, cami açıldığı tarihte başlayan imamlık görevinin 28 yıl sonra emeklilikle sona erdiğini öğrendim. Kimdir Ömer Hoca, neler yapmıştır? Bu suallerin cevabını kısa yazıda aktarmanın ne denli güç olacağını yazanlar bilirler.  

Çocukluğumda elifba cüzü sonrasında Kur’an okuma eğitimlerimi aynı camide müezzin olan dayım vermişti. Seyit Ural ile Ömer Köksal mahallemizde saygınlığı olan kişilerdi. O yıllarda esnaf ve mahalleli hocalara sahip çıkarlardı. Perşembe günleri kadınlar ellerinde kova ve süpürgelerle camiyi Cuma gününe hazır ederken anneme minarenin merdiven basamakları temizliğinde yardım bahanesiyle şerefesinde bir iki tur atıp aşağı indiğimde mahalledeki diğer çocuklardan ayrıcalıklı olduğumu hissederdim.  

Yaşadığımız çevrenin negatif duyarlılığına aileden aldığımız terbiyeden dolayı bulaşmasak da çevrenin müsait olmasından kaynaklanan etki ile ilk gençlik dönemimizde camiden uzak kalmıştık. 1973 senesinde dayımın vefatı sonrası müezzinliğe İbrahim Hoca atanmıştı. Güzel sesli müezzinle caminin karşısında bulunan kahvehanenin bahçesinde çay içer, sohbet ederdik. Bir akşam yatsı namazı öncesi masamıza gelerek “Camide siyasi propaganda yapıyorlar” mealinde sözler söylediğinde caminin şadırvanında abdestlerimizi alıp yatsı namazımızı cemaatle eda ettikten sonra Ömer Hoca: “Hoş geldiniz” dedi. Ardından sözü ben aldım ve: “Hocam! Burada parti propagandası yapılıyormuş. Yaptırmayız. Günahtır, ayıptır” deyince Ömer Hoca: “Sabah namazında daha çok yapıyorlar, o zaman da gelin” dedi. Ertesi gün sabah namazı sonrası Ömer Hoca bana: “Erbay, Kur’an-ı Kerim’i unutmak büyük vebaldir, istersen her gün sabah gel unuttuklarını pekiştirelim” dediğinde iyi ki “Tamam” demişim. Allah razı olsun. O günden sonra propaganda yaptığı iddia edilenlerle kardeş oluverdik.

Kardeşlik dedim de aklıma geldi. Ömer Hocamız bir ara Siteler Yıldız’da ikamet ettiğinde bir grup arkadaşla ziyaretine gitmiştik. Orada bize kardeşlikten söz etti ve “Herkes yanındaki arkadaşın cebine elini atsın ve ne çıkarsa ikiye bölsün” diyerek bizim Ensar ve Muhacir kardeşliğini yaşamamızı istemişti.

Ona çocukken ciddi duruşundan dolayı korktuğumdan olsa gerek yaklaşamamıştım. Gençlik günlerimde vakit namazlarımızı onunla eda ediyorduk. İslâm dininin önemli meselelerini namaz sonralarında yaptığımız ayaküstü sohbetlerle görüşüp konuşma imkânımız oluyordu.  Oğlu Muhammed ve Mehmet Ali ile dostluğumuza perçini ablaları teyzemin oğlu ile evlendiğinde vurmuştuk. Aileden birisi olarak Ömer Hocamızın hanımı Hacı Kadın teyzemizin sofrasında yer açılmış olması da ayrıcalığımızdı.

Evlendikten sonra hanımımın Hocamızdan Kur’an eğitimi alan bacılarımızla tanışmasını sağlamış, onlarla kardeş etmiştik. O yıllarda hafız yetiştirdiği bayanların çoğalmasından Ankara’da bahsediliyordu. Mehmet Bayraktar ağabeyin önderliğinde evlerde ilmihal ve Kur’an tilaveti ile birlikte İslam Tarihi konusunda gece yarılarına kadar süren sohbetlerin müdavimi olmuştuk. Aktaş, İslâmî duruşu ve çizgisi net olan kişilerin topluluğu olarak zihinlerde yer etmişti.

Hafız Ömer Köksal’ın yetiştirdiği hafızların sayısının kayıtları tutulmadığından bilemiyorum. 1983 yılı Ramazan ayında kısa dönem askerlik görevim sona ermişti. Hacı Bayram Camii’ne gittiğimde mahallemizin medar-ı iftiharı beş yaşındaki Ahmet’in ünlü hafızlarla mukabele okuduğunu görünce gururlanmıştım. Küçük hafızı mukabele sonrası cami bahçesinde bekleyip sevenler olduğu gibi, çocuğun gömleğini sıyırıp karnında teyp olmadığına el ve gözlerini şahit tutanlarda olmuştu. Ahmet Bayraktar’ın yetişmesinde halasının emeğini burada zikretmek iyi olacaktır.

Ömer Hocamızın emekliliği sonrası oğlu Mehmet Ali Hoca’nın görev yaptığı Asri Mezarlık içinde bulunan Oğultürk Camii’nde her Cuma içinde bulunduğumuz hal ilmine verdiği önemi vaaz konularında tekrar tekrar dinlerken ilk defa duyduğumuz hissine kapılırdık. Hüsnü Aktaş (Yusuf Kerimoğlu) Hoca’nın Vahdet Vakfı gönüllülerinin de Cuma namazını eda için geldikleri camide Ömer Hoca’yı dinlemek gayesiyle iş arkadaşlarımı götürerek tanıştırırdım.

Bugün (26 Ağustos 2020) öğle ezanı ile birlikte Aktaş Köprübaşı Camii bahçesine hanımımla birlikte adımlarımızı attığımızda 40 yıllık dostlarımızla göz göze geldiğimizde yüzlerimizdeki mahzunluğu covid19 virüsü dolayısıyla zorunlu ama sorunsuz taktığımız maskelerle gizlerken gözlerimizdeki yaşları saklayamadık. Yıllarca imam olarak görev yaptığı caminin musallasından uğurlanıyordu. Rahle-i tedrisinden geçenler ve ardında saf tutanların çoğu yine oradaydı. Talebesi bayanların cami yanındaki ağaçların altında saf tutmuş olduklarını görünce sevindim. Cenaze namazını oğlu Mehmet Ali kıldırdı. Babası için helallik isterken boğazında düğümlenen kelimeler karşısında hıçkırıklarımı gizleyemedim. Ardından söz alan eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in onun muvahhid ve iyi bir Mü’min olduğuna dair şahitliğimiz ne kadar kabul olur bilmiyorum ama “İyi bir Müslüman” olduğunda kimsenin şüphesi yok.  Kavaklı Köyü’ne, doğduğu topraklara emanet ettik.

Ruhu için el-Fatiha.