MÜTEVAZI YAZAR : SIRRI ER

 

Çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığının küçük yaşlarda kazandırılması gerektiğini uzmanlar ifade etmektedir. Dil ve seçtikleri konu bakımından çocuk duyarlığıyla yazanların çocuğun dil, hayal gücü ve düşünme kabiliyetinin gelişmesine katkı sağladıkları bilinmektedir.  Çocuk edebiyatımızda Ömer Seyfettin, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kemalettin Tuğcu, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Rakım Çalapala,  İbrahim Alaattin Gövsa, Eflatun Cem Güney ile birlikte Ahmet Efe, Hasan Demir, Üzeyir Gündüz, Ahmet Yozgat, Rıfkı Kaymaz, Sırrı Er, Aytül Akal, Gülten Dayıoğlu, Fatih Erdoğan, Mustafa Ruhi Şirin, Mevlana İdris Zengin, Yalvaç Ural, Ayşe Sevim ve Hale Eştürk ilk aklıma gelen isimlerdir.

1986 Nisan’ında ‘Kültür Edebiyat’ yayınlanmaya başladığında Ankara Laborant Meslek Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniydim. Tanıdığım iki insanın dergiyi çıkarırken gösterdikleri gayreti, samimiyeti düşününce ‘helal olsun!’ demekten başka bir söz bulamıyorum.  Rıfkı Kaymaz’ın vefatından sonra Sırrı Er “Tam yirmi beş yıl (tatil ve geziler hariç) ayrılmadan, bir gün bile olsa kırılmadan, küsmeden, gücenmeden sürdürülen bir dostluk… Bizi birçok yerde birlikte görmeye alışan dostlarımız beni yalnız gördüklerinde hemen Rıfkı Bey’i sorarlardı. İsimlerimizi karıştıranlar bile olurdu; bana Rıfkı, ona da Sırrı derlerdi bazen. Biz bu duruma alışık olduğumuz için güler geçerdik” sözlerini okuduğumda isimlerini karıştıran birisi olduğumdan tebessüm ediyorum.

Çocuklar için yazan Sırrı Er, Ankara’nın kaplıcasıyla maruf ilçesi Kızılcahamam’da doğmuş. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezuniyeti akabinde Hakkâri Beytüşşebap Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak göreve başlamış.  Her ‘Ankara bebesinin’ gurbetten haz almadığı üzere ayrılığa dayanamamış, bir yolunu bulup Ankara Abidinpaşa Lisesine tayin olunca yazar, çizer ve sanatçılarla görüşmesine kaldığı yerden devam etmiştir. Ankara Polis Koleji edebiyat öğretmenliği için gelen teklifi kabul ettiğinde yazı dünyasından tanıştıkları ikisi de merhum olan Rıfkı Kaymaz ve Bilal Coşkun’la dostluğunu okul dışında sürdürürken Milli Eğitim Bakanlığı için ders kitapları hazırlamışlardır.  

15 Temmuz 2016’da yaşanılan hain darbe girişimi sonrası malum örgüte insan devşirdiği tescillenen bu ve benzeri okullarla birlikte Polis Koleji kapatılınca Sırrı Er Ankara’da bir liseye tayin edilmiştir.

Milli Gençlik Vakfı yayını  ‘Gençlik Dergisi’ nde M. Akif İnan, Nevzat Laleli, Hasan Demir, Ahmet Yozgat, Üzeyir Gündüz,  M. Emin Genç, Hasan Doğan ve Rıfkı Kaymaz’la yayın kurulu üyeliğimizle ilk önceleri Arifan Radyo’da haftada bir gün ‘Divan’ programı, daha sonra TRT1 de cumartesi geceleri yaptığımız “Gecenin İçinden” programı dolayısıyla samimiyetimiz perçinlenmişti.

Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Yozgat’ın çizgileriyle Beklenen Kıvılcım Çocuk Dergisi MGV yayınları arasında çıkacağı söylendiğinde Sırrı Er’e gün doğmuştu.  Cıvıl cıvıl rengârenk sayfalarla dolan dergide Diyanet Çocuk Dergisi’nde yazanlar dâhil edilince ortaya mükemmelliği yakalayan bir yayın çıkıvermişti. Hani bir zamanlar Levent Kırca “Olacak O Kadar” televizyon programında ‘tam yerine rast geldi, manzara koyduk’ derdi ya yazıda tam yerine gelmişken söyleyeyim Sırrı Er resmi görevinden ötürü müstear yazardı.  Türkiye Yazarlar Birliği, Çocuk Edebiyatçıları Birliği ve farklı sivil toplum kuruluşlarına arzu etmesine rağmen üye olamadığına hayıflanırdı.

Çocukluk duygusu, merakı ve heyecanı hiçbir zaman kaybolmayan Sırrı Er’i tanımayanlar şaşırırdı. Arkadaşlığımız ve dostluğumuz aileler arası gece oturmalarıyla sürerken birlikte seyahat etmenin güzelliği, neşesi ve tadını zihnimde diri tutuyorum. Duygu ve düşüncesinin abartısız yazdıklarıyla örtüştüğüne şahidim. Safiyetini muhafaza eden ender insanlardan olduğunu bir şekilde anlayıverirsiniz. İmkânlarımız elverdiğince İstanbul’da ilk durağımız her daim Cağaloğlu, yani kitapçılar olurdu. Yayınevlerindeki aşina isimleri ziyaret eder, kitap, yayıncılık, yazarlık ve kültürel konularda fikir teatisi esnasında yapılan ikramları reddetmeden vedalaştığımızda yükümüz artardı.

Hafta sonlarında Türkiye Yazarlar Birliği, Server Vakfı, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Avrasya Yazarlar Birliği ve Vahdet Vakfı gibi kuruluşların etkinliklerine katılır, Hacı Bayram ve Kızılay’daki kitapçı vitrinlerine göz attıktan sonra Üzeyir Gündüz’ün  ‘Küçük Ev Yayınları’ ofisinde yorgunluğumuzu atardık.  Çocuk Edebiyatçıları Birliği’nin merkezi olarak da değerlendirdiğimiz mekânda Yılmaz Erdoğan, Vedat Güneş, Zeki Gürel, Hayati Otyakmaz, Rıfkı Kaymaz, Nazmi Şimşek, Necdet Kuru, İhsan Kurt, Mustafa Akgün, Mahir Adıbeş ve Şakir Çetin’le çocuk edebiyatı yerine siyasi olayları simit ve çay eşliğinde bağıra-çağıra çözmeye gayret ederdik.

Sırrı Er’in çocuk hikâyelerindeki kahramanları Kemalettin Tuğcu’nun fakir çocukları gibi olsa da gururlu yetişen çevrenin çocuklarıyla birlikte olurdunuz. Kahramanının başından geçenler okunurken adeta film seyredercesine canlandırılan sahnelere girer onunla birlikte gözyaşı dökersiniz. ‘Canım Babam’ hikâyesini misal verebilirim. Kısa ve yalın cümleleri tercih eden yazarımızın anlatımda diyaloglara sık yer vermesinden okuru sıkmadan sohbet üslubu ile yazdığı hikâyelerin film yapımcılarının dikkatinden kaçmış olmalı diyorum.   Onun Rus hikâye yazarı Anton Çehov’dan etkilenip etkilenmediğini bilemiyorum ama  ‘Safahat’tan Hikâyeler’ adıyla Mehmet Akif’i genç okurlarla buluşturması dikkate değerdir.

Çocuk Edebiyatçıları Birliği’nden bir grup arkadaşın Türk Ocakları Genel Merkezi’nde ‘Bala Çocuk Grubu’ adıyla geçtiğimiz yıllarda başlattıkları çalışmaları biliyorum. Masal, hikâye ve şiirlerini edebî ve çocuk gelişimi yönünden değerlendirme oturumlarının birisinde misafir edilmiş, onları çocuklar için daha iyisi ve güzelini yazma gayretlerinden dolayı tebrik etmiştim.

Yazıya başlarken Sırrı Er’den söz etmeyi düşünürken her zaman olduğu üzere parmaklar aklımdan önde gidince yazıya nokta koyacağım zaman ortaya karışık bir çocuk edebiyatı yazısı çıkıverdi.

Gökten üç elma düşürsek iyi olacak…