‘AĞ DERESİ’ ŞİİR AKTI

‘AĞ DERESİ’ ŞİİR AKTI

Türkiye Yazarlar Birliği’nce 9. tertip edilen ‘Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni’ münasebetiyle 24–27 Kasım 2011 tarihleri arasında Türk ve Arnavut nüfusun yaşadığı, her şehir ve kasabası Türk eserleri bezeli, 1839 Kosova Savaşı ardından beş asır Türk idaresinde kalan Kosova’dayız.

Şölen için seçilen mekânların Türk şehir dokusunun bariz yaşandığı Prizren ve İpek’in yanı sıra Mamuşa’nın tercih edilmesi ayrı bir güzellik kattı. 24 Kasım 2011 Perşembe günü Ankara Esenboğa Havalimanı ardından İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan sonra kuş bakışı Priştine’yi seyrederken yaşadıkları toprakları zorunlu terk ederek Türkiye’ye göçmüş olan Arnavut komşularımızı düşünürken kara kalem ile çizip kuru boyalar ile süslediğim dağlı ve bulutlu resimlerin altındaki çatısı dik kırmızı boyalı evleri hatırlamama neden olan görüntüler beni geçmişe yolculuğa çıkarıverdi. O nedenledir ki, Priştine’ye ayak bastığımızda atalarımızın yaşadığı topraklara ayak basmış olmanın tadını çıkartmaya gayret ettim.

İlk durağımız Priştine yakınındaki Hüdavendigâr Türbesi oldu. Sultan I. Murad, 1839 Kosova Savaşı’nı kazandıktan sonra, savaş alanını gezerken, bir şey söylemek ister gibi kendisine yaklaşan Miloş isimli bir Sırp tarafından hançerlenmiştir. İşte şehit edildiği yerde makam türbesi inşa edilmiş. Priştine’ye 10 kilometre uzaklıkta olan türbenin Yıldırım Beyazıd döneminde 14. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği tahmin edilmektedir. Farklı dönemlerde değişik onarımlardan geçen türbenin orijinal hali bilinmemektedir. Ancak, ilk olarak 16. yüzyılın ikinci yarısında geniş çaplı bir onarımdan geçtiğini öğreniyoruz. Evliya Çelebi ile birlikte türbeyi ziyaret eden Sadrazam Melek Ahmed Paşa, türbenin bakımsız ve harap haline üzülmüş, önüne bir duvarın inşa edilmesi ve bir ailenin türbenin bakımını üstlenmesi talimatını vermiş. Kitabesine göre türbe, Sultan Reşad’ın 1911 yılında Kosova’yı ziyaretinde de onarılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 1990 da iç düzenlemesi yapılan türbenin bakımı Sultan Abdülaziz’in beratıyla Buharalı Hacı Ali ailesine tevdi edildiğini ve günümüze kadar devam ettiğini öğreniyoruz.

Murad Hüdavendigar’ın makamında dualar ile başlayan şölenin ikinci durağında şairlerimiz yol yorgunluğunu Germiyan Milli Parkı’nda çaylarını yudumlarken bir grup Türkiye Yazarlar Birliği yöneticileri ile şölene katılan Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ile birlikte Büyükelçimizi ziyaretleri olmuştu.  

Akşam yemek yenilen mekânda şairler birbirleriyle tanışırken, diğer yandan da kendilerinin misafir edilecekleri otellere yerleştirilmelerini tamamlamıştık. Konukların istirahata çekilmeden karanlık içerisinde aydınlatılan Sinan Paşa Camii’ni temaşa ettik.

Sinan Paşa Camisi hakkında kısa bir ansiklopedik bilgiyi aktarmanın yararlı olacağını düşünüyorum: Prizren’in en gösterişli camilerinden. Yapı, şehir merkezinde, yol seviyesinden yüksek bir arazide kurulmuştur. Kurucusu Sufi Sinan Paşa’dır. Sufi Sinan Paşa başlangıçta İmrahor, daha sonra sırasıyla Budin, Kars, Erzurum; Eğri ve Bosna Valiliği görevlerinde bulunmuştur. Daha sonraları Sadaret Kaymakamlığı da yapan Sinan Paşa’nın Bosna Valiliği yaptığı dönemlerde yani 1607 de inşa edildiği belirtilmektedir. 1839 da cami duvarında kullanılan taşların yakındaki bir kiliseden alınmış olduğu iddiası yapılan arkeolojik bir çalışmayı başlatmıştır. Bu çalışmalar yapılırken caminin üç kubbeli son cemaat yeri yıkıldığından halk caminin tamamen yıkılacağını farz ederek galeyana geldiğinden çalışmalara son verilmiştir. Halkın duyarlılığının haklılığı ortadır. Çünkü Balkan ülkelerinin birçoğunda aynı gerekçeler ile birçok tarih eserinin yıkıldığı ve yok edildiği bir gerçektir.19. yüzyıla ait birçok duvar süslemelerinin yer aldığı camide manzara tasvirleri, natürmontlar ve bitkisel motiflerin işlendiğini görüyoruz.

24 Kasım 2011 Perşembe günü şairlerin gelmesiyle başlayan etkinlik, 25 Kasım 2011 Cuma günü açılış programı ile başladı. Yunus Emre Vakfı’nın salonunda yapılan açılış öncesi davetlilere kayıt işlemleri esnasında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından hazırlanan ve içerisinde çeşitli yayınların bulunduğu şölen çantaları takdim edildi.

Prizren Yunus Emre Kültür Merkezi’nde çeşitli ülkelerden teşrif eden şairlerin heyecanları doruklara ulaştığı anlarda şölen, TYB Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz’un açılış konuşması ardından söz alan TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan düzenlenen Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni’nin poetikasını çizerken, ‘Şah-ı şehit’ Sultan Murad’tan, Kosova kökenli Mehmet Âkif’in, Şemsettin Sami ve Şûzi Çelebi gibi isimleri zikrederek konuşmasını adeta şiirleştirirken Prizren’in İstanbul kardeşliğinin altını çizmişti.

Etkinliğe ev sahipliği yapan Kosova adına Prizrenli şair Dr. Taner Güçlütürk, Prizren Yunus Emre Kültür Merkezi Müdürü Doç.Dr. İsmet Biner, Kosova Meclisinde Türk Prizrenli Milletvekili Müferra Şinik, TBMM adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan, Kosova’nın Türkiye Büyükelçisi Songül Ozan ve Kosova Kamu Bakanı Mahir Yağcılar selamlama konuşması yaptılar.

Türk Dünyasının birlik ve beraberliğini temsilen; Çuvaşistan, Kırım, Kırgızistan, İran, Kerkük, Kıbrıs, Batı Trakya (Yunanistan), Bulgaristan, Makedonya, Romanya ve Gagavuzyeri’nden şölene katılan şairlerin topluca sahne alıp duygularını terennüm etmelerinin ardından Irak Parlamentosu Kerkük Milletvekili Fevzi Ekrem Terzi, TYB Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz’a teşekkür plâketi, TYB adına Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan etkinliğe ev sahipliği yapan Prizren Belediyesi’ne teşekkür beratı takdim etti.

Açılış oturumu Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Rıdvan Canım’ın ‘Osmanlı Asırları’nda Balkanlar’da Türk Şiiri’ konulu bildirisi ve Kosova Türk Yazarlar Derneği Eşbaşkanı ve Türkçem Dergisi Sahibi Zeynel Beksaç’ın ‘Çağdaş Kosova Türk Şiiri ve Karşılaştığı Sorunlar’ konulu bildirisi ile sona erdi.

Cuma namazı için bir grup Sinan Paşa Camiine giderken, Mehmet Doğan ve İbrahim Ulvi Yavuz ile birlikte tembellikten olsa gerek salonun yakınında bulunan ve öğle sonrasında adına şiir faslı konulan Kosovalı şair Şûzi Çelebi’nin kabri yanında bulunan camiye gittik. Yaklaşık bir saat süren ve Arnavutça irad edilen hutbeden bir şey anlamasak da uzunca bir süre çok kalabalık bir mekânda oturduktan sonra eda ettiğimiz Cuma namazı hafızalarımızda yerini almış oldu. Bir kere daha ‘sürüden ayrılanı’ diye başlayan atasözümüzü de bu vesile ile yaşamış olduk.

Öğle sonrasında asıl adı Mehmet olan, Prizren’in Şûzi mahallesinde aynı adı taşıyan caminin haziresinde mezarı bulunan Mihaloğlu Gazi Alibey’in akıncısı ve hususi kâtipliğini yapan Şûzi Çelebi’ye atfedilen şiir faslına geçildi. Farsça bir kelime olan ‘Şûzi’ aşk ateşiyle yanan anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu fasılda okunan şiirler de bu tema işlenmese bile o şevk ile okunduğundan eminim. Şûzi Çelebi Prizren’de cami, mescid, içinde kıymetli kitaplar bulunan kütüphane, mektep, türbe, çeşme, köprü, su harkı ve değirmen gibi pek çok vakıf eseri bırakmış.

Gazavetnâme’sinin 348. beyitinde de Türk milleti içinde Şûzi Çelebi şöyle seslenmektedir:

“Bu Türk azdur deyü etme bahâne

Odun bir şu’lesi besdür cihâne”

Akşam yemek masalarında sohbeti koyulaştıran şairleri gördükçe eskiden aşina olduğumuza dair inancım perçinleşmişti.

Şölenlerin geleneği haline gelen ödüllerin verilmesine sıra geldiğinde son güne bırakılan ve şairlerin merakını celbeden ödüllerin erken verilmesinin nedeni zaman sınırlaması yanında mekân ile ilgili olduğunu öğrenmiştik.  

Kosovalı Şûzi Çelebi adına verilen ödülü Makedonya’dan Fahri Ali’ye; Karacaoğlan adına verileni ise cinaslarıyla hafızalarımızda yer alan İran’dan Nasır Paygüzar’a; Ahmet Hamdi Tanpınar adına verilen ödülü ise Türkiye’den İhsan Deniz’e takdim edildi.

Akşamında Kosova Doğruyol Derneği musiki topluluğunun rumeli türkülerinden seçtikleri repertuara alkışlarla eşlik ederken farklı diyarlara yolculuk yaptık. Türkü ve şarkılarla dolaştığımız yerlerin ortak olması da bizim ayrıcalığımız oldu.

26 Kasım Cumartesi günü İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif’in baba ocağına gittik. Akif’in babası Tahir Efendi’nin doğduğu topraklara onun akrabalarının bulunduğu köye yolculuğumuzdan önce yol üzerinde bulunan Mamuşa’da düzenlediğimiz şiir faslında şairler duygularını dile getirdiler. Mamuşa’nın II. Mahmud’un isminden hareketle, Mahmut Paşa’nın kullanımla hafifleşmiş şekli olduğunu öğreniyoruz. Kosova’daki bir Türk kasabası Mamuşa’yı ilk gördüğümüzde Anadolu’daki bir kasabadan farksız olduğunu ve Padişah II. Mahmud’un bu çevreye hanlar, saraylar, camiler inşa ettirdikten sonra Tokat civarından getirilen Türk ahali ile kasabanın meskûn hâle getirildiği anlatılıyor.

1998–1999 Kosova Savaşı sırasında 5.000 nüfuslu kasaba, 45.000 civarında Arnavut’u evlerinde misafir ederek Sırplardan korumuştur. Sırplar da Türkiye’nin bölgede tarihten gelen gücünden çekinerek bu Türk kasabasına saldıramamış. Prizren’e bağlı arazisi tarıma elverişli bir köy iken, son düzenlemelerle belediye statüsü kazanan Mamuşa, pek engebeli sayılamayacak bir arazidedir.  Nüfusun tamamı Türk olan Mamuşa’nın 2011 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre 5.513 kişiden oluştuğu Belediye Başkanı tarafından ifade edilmiştir. Mamuşa’nın şu anki nüfusunun dışında, nüfusun yarıdan fazlasının özellikle Bursa ve Manisa-Salihli gibi yerlerde yaşadıkları ve akrabalık bağlarının gidiş gelişlerle devam ettiğini de yerinde öğreniyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri Barış Gücü’nün bir kısmı bulunan Mamuşa da hemen hemen her evde Türk bayrağı bulunduğu ve herkesin Türkçe konuşup, Türk televizyon kanallarını izlediğini de belirttiler. Prizren’e 15 kilometre uzaklıktaki Mamuşa’da Mir Bey’e ait bir cami ve saat kulesi bulunmaktadır. 19. Yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş saat kulesinin gövdesi kare planlıdır. Üzeri ahşap bir çatıyla örtülmüş bulunan saat kulesinin içerisinde, 19.yüzyıla ait bir saat mekanizması bulunmaktadır.

Mamuşa Belediye Başkanının börek ikramı ve şiir faslından sonra şölenimizin ‘Aziz Hatırası’na ithaf ettiğimiz Mehmet Akif’in baba yurduna hareket ettik. Yorgunluk ve rehavet ile kimi şairlerin gözlerini dinlendirdiği otobüs yolculuğumuzda dinlenmek için verilen molalarda sohbetleri koyulaştırdık.  

Yakova-Prizren yolunda Yakova terzi esnafının maddi katkılarıyla 1796 yılında inşa ettirildiği için Terzi Köprüsü olarak anılan 221 metre uzunluğundaki köprüde şairane pozlar verildi. 1931 yılında onarımdan geçen 11 kemer gözlü köprü tarihe tanıklık etmeye deva etmektedir.

Mehmet Akif’in babasının köyü Suşisa‘ya ulaştığımızda akşam olmuştu.  Köy girişindeki bakkaldan alınan şekerleri teberrüken ceplerimize atarken Mehmet Akif’in akrabalarının sıcak karşılaması ile ısınıvermiştik. Bizlerin de Akif’in akrabalarına gösterdiğimiz teveccühten memnun oldukları hallerinden belli oluyordu. Yakın geçmişte Sırplar tarafından bombalanan köyün camisinin bugün virane hali karşısında içimiz ürperirken Mehmet Doğan’ın Akif’in babası Tahir Efendi’nin bu camiye imam olmak için 1860 yıllarda eğitim alması için köylüler tarafından seçilip İstanbul’a gönderildiği, ancak köyüne hoca olarak dönmek yerine Tahir Efendi’nin müderris olarak İstanbul’da kaldığının altını çizerken kaderin cilvesini bir kere daha yaşadığına şahit olduk.

Son günün akşamında yapılan değerlendirme konuşmalarında şairler memnuniyetlerini ifade ederken, şölen esnasında zaman zaman aksayan yönlerin bulunduğuna dair tenkitlerde dikkat çekiciydi. Tertip edilen şölenin kısıtlı imkânlar ile icra edildiğini bilen birisi olarak “Bu imkânlar ile ancak bu kadar mükemmel bir şölen olur” demekten kendimi alıkoyamadım.

27 Kasım Pazar günü Prizren’den şairleri taşıyan uçağın duygu yüklü olduğundan süzülerek yol aldığını yanımdakilere söylediğimde bir sonraki şölenin Yunanistan (Batı Trakya) da yapılacağı bilgisiyle İstanbul’a ulaşmıştık.  İstanbul’da gümrük işlemlerinin ardından bir grup dost ile birlikte Ankara yolculuğumuzla bir şiir şölenini de geride sağlıcakla bırakmış olduk. Darısı yeni şölenlere…

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.