AİDİYETİ CİHETİYLE…

Süleyman Nazif’in Bağdat valisiyken İstanbul’dan bir telgraf gelmiş, kendisinden filan bölgeye yardım için, binlerce çuval pirinç, yüzlerce teneke yağ, peynir gibi yiyecek ile giyim eşyası istiyorlarmış. Süleyman Nazif: “Çin imparatoruna çektiğiniz telgraf yanlışlıkla bize gelmiştir! Aidiyeti cihetiyle…”  Ait olması sebebiyle; ilgilendirmesi nedeniyle anlamına gelen cümle ile noktalandırmıştı yazısını.

Malum Atatürk’ ün sofra hikâyelerini hatıratlarda çokça yer alır.  Gazi, her zamanki gibi yazarları, gazetecileri, aydınları, sanatçıları masada toplamış sözün bittiği yere gelindiğinde Gazi, Neyzen Tevfik’e: “Hadi bakalım sıra sende, şu neyini üfle de zihinlerimiz berraklaşsın” deyince Neyzen üflemeye başlamış. Bu esnada Maarif Bakanının aldırış etmeden yanındaki ile sohbet ettiğini gören Neyzen Tevfik üflemeyi kesip kâğıt peçeteye birkaç satır karalayıp Gazi’ye uzatmış. Mustafa Kemal okuyup tebessüm ederek kâğıdın arkasına: “Aidiyeti cihetiyle Maarif Vekili Vasıf Çınar Beyefendiye. K. Atatürk”notunu düşmüş,  Neyzen bu, yazar elbette.  İşte dörtlük;

Sanmayın ki; ciddiyetle sarf ederim san ’atımı?

Ney elimdeki suyu durmuş kuru musluk gibidir.

Bezm-i meyde sufehanın sana meftun oluşu,

Nazarımda, su içen eşeğe ıslık gibidir.

Kamuda yetmişli yıllarda çalışanlar bilir. Memur masalarında bilgisayar değil daktilo makinası olurdu. Masasında daktilo ile birlikte ‘facit’ marka kollu hesap makinası varsa onun dairenin muhasebe veya hesap işlerinden görevli memuru olduğu anlaşılırdı. Evrak kopyası fotokopi makinası olmadığı için daktilo makinasına kâğıt takılırken suret çıkması için aralarına karbon kâğıdı konulurdu. Harflerin alttaki pelür kâğıtlara okunacak şekilde çıkması için daktilonun tuşlarına sert vurulduğunda üstteki kâğıtta harf yerleri delik deşik çıkardı. Şayet yazı çok kişiye dağıtım yapılacaksa ‘özel mumlu kâğıt’ daktiloya takılırdı.  Mumlu kâğıda yazılan evrak bir nev’i minik baskı makinası görevi gören teksir makinasında çoğaltılırdı.

Malum, kurumlar arası resmi yazışmalar ile vatandaşın kurumlara yazdığı arzuhali ilk olarak ‘evrak kayıt’ bölümündeki memur tarafından açılır. Memur yazının direkt muhatabı olmadığından yazıya göz atıp, konusunu ‘şıp’ diye belirleyip yazılı kâğıdı uzunlamasına ortadan katladıktan sonra arka üst köşesine mavi renkli mürekkepli dolma kalemle ‘Aidiyeti cihetiyle’ notunu düşüp ilgilisine gönderirdi. 1975 senesinde Tarım Bakanlığı Personel Eğitim Merkezi Müdürlüğünde ‘Ayniyat Memuru’ olarak göreve atanmıştım.  Lise mezunu bıyıkları yeni terlemiş delikanlıydık. Katımızda odacı olarak görev yapan Yaşar Efendi odaların temizliği, evrak getirip götürme işlerinin yanı sıra çay servisimizi de severek yapardı.   O gün ekleri topluiğne ile tutuşturulan bir yazıyı masamın üzerine bırakıp beklemişti.  Kâğıdın arka yüzünde ‘Aidiyeti ciheti ile Müdür Yardımcısı feşmekân Bey’e’ ibaresi altı evrakla ilk muhatap olandan başlayarak parafelerle süslenmişti. Parafenin imzanın küçük olanı olduğunu tecrübeli memurlardan öğrendikten sonra kendimize haz parafe oluşturunca memur olduğumu fark ettirmiştim.  Yazıya göz atıp ne olduğunu anlayamadığım evrakın arkasına stilo kalemimle ‘Aidiyeti cihetiyle Odacı Yaşar Efendi’ye’ yazıp verdim. Çok geçmemişti ki dâhili telefonumdan kurum müdürü odasına çağırdı. Müdürün odasına girdiğimde odacı Yaşar ayaktaydı. Müdür Bey, yüzünde kızgın ve sert ifade ile evrakı sallayıp ”Bu ne?” deyince toparlanıp “Sayın müdürüm, gördüğünüz gibi benden önce çok kişi bu evraka bakıp havale etmişler. Benim masama gelene kadar onca parafeden geçerken tecrübeli memurlar konuyu anlayamayıp havale ederek başından savmış. Yıllardır bu işi yapan memurların bilmedikleri bir mevzuyu bilmediğimden odacı Yaşar Efendi’ye havale ettim” dedim. Bir anlık suskunluktan sonra müdür beyin kahkahası daracık koridorda yankılanınca memurlar odalarından çıkmışlardı.

Ne yapalım, o günlerde henüz ‘EBYS’ (Elektronik Belge Yönetim Sistemi) icat olmamıştı.  Şimdilerde evrak memurları dâhil ilgili memur, amir ve yöneticiler kâğıda değmeden havalelerini bilgisayar marifetiyle soyut ortamda gerçekleştiriyor.  Kırk beş seneyi aşan memuriyetimde havale edilen yazılarda odacı Yaşar ile yaşanılan hatıra aklıma gelince gençlere tebessümle anlatır, hatalarını görmezden gelirim.  

Yazımızı ‘aidiyeti cihetiyle’ başkalarının okumasına vesile olursanız müteşekkir kalırız.  

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.