SİNEMANIN YERLİSİ; MESUT UÇAKAN

Millî Sinema denildiğinde aklımıza gelen ilk isim Yücel Çakmaklı, ikincisi ise Mesut Uçakan’dır.

Muhafazakâr camianın şikâyetçi olduğu alanda yani sinema ve ekranlardaki yozlaşmaya neşter vurmak gayesiyle tahsilini o yönde seçen Mesut Uçakan’ın İstanbul’da zor günler yaşadığı halde ideal düşüncesinden asla vazgeçmediğini biliyoruz.

Üniversite yıllarında imalathaneden aldığı helvaları gece yarılarına kadar satmak için dolaşırken mekânları tanıdığını kendisi ifade ediyor. Bir gün Cağaloğlu’ndan geçerken Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) binasının camına dosya kâğıdı büyüklüğündeki yapıştırılmış afişte “Senaryonuzu film yapmak ister misiniz?” sorusu dikkatini çekiyor ve içeri dalıyor. MTTB Sinema Kulübü’nden sorumlu Salih Diriklik’le tanıştığında yetmişli yılların başlarıdır. Yapılan amatör çalışmaları Türk sinema sektörünün önde gelen isimlerinden kazandığı bilgilerle yoğuran Mesut’un Yeşilçam’ın film anlayışından farklı hatta aykırı düşünceler içinde olduğunu görüyoruz. Onun fikri anlamda kendi sinema düşüncesini oluşturma gayretleri, daha da açık ifade edecek olursak bir fikir sancısı içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşanılanları sinema diliyle çözümleme gayretini ve çektiği meşakkatin bir kısmını bildiğimiz Mesut Uçakan ile Türkiye Yazarlar Birliği’nce 15-21 Eylül 1993 tarihleri arasında tertip edilen Kazakistan’ın o günkü başşehri Almatı’da ‘Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’nde birlikte olmuş, tanışıklığımıza perçin atmıştık.

O günlerde Covid 19 kadar etkili olmasa da dünyamızı saran kolera salgını bazı ülkelerin dış dünyaya kapısını kapatmış, ya da karantina uygulaması başlattığından katılacaklarını teyit eden şairlerin bazısı tedirgin olduklarından seyahate katılmadıklarından kafilemiz azalmıştı. Ankara grubumuzla İstanbul’dan katılacaklarla Yeşilköy’de buluşmuştuk. Gelmeyen yolcuların koltuklarında uyuyarak geçirdiğimiz 4 saatlik yolculuktan sonra 00.30 sularında Özbekistan’ın Taşkent şehrine iniş yapılmıştı. Neden inildiğini bilmediğimizden bizim kasabaların otobüs terminallerini hatırlatan havalimanını uçağın penceresinden seyretmeye başladığımızda Mesut Uçakan ile esprili konuşmamızda samimiyeti ilerletmiş, çekeceği filmlerde rolümüzü dağıtmaya başlamıştı ki isteyenlerin havalimanına geçebilecekleri anonsuyla birlikte inmiştik. Kazakistan’ın aşı olmayanları havalimanında karantinaya alacağı bilgisi telaşlandırmıştı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nden sınıf arkadaşım Mehmet Bozkurt’un görev yaptığı Hazine Müsteşarlığı’ndan bir ekiple Kazakistan’daki fuar hazırlığı yapacak olmaları güzel bir tevafuk olmuştu. Onların aşılananlar listesinin altına eklenerek ‘Kolera aşısı vurulmuş’ tuk.

Beş saate yakın bekleyişimizde sinemamızın hal-i pür melâlini ayrıntılı şekilde konuşmuş, çözüm önerilerini de sıralamayı ihmal etmediğimiz Uçakan’la sinemamızla ilgili konuları Ankara’ya yolu düştüğünde çayımızı yudumlarken sürdürmüştük.

‘Kavanozdaki Adam’la ilk defa bilim-kurguyu denediği, ‘Reis Bey’ de yargıyı eleştirmesi, başörtüsü dramını ‘Yalnız Değilsiniz’ ile sinemaya aktardığı, İskilipli Atıf Hoca’nın hayatını anlattığı ‘Kelebekler Sonsuza Uçar’ ile İstiklâl Mahkemelerini cesurca eleştirmesi, ‘Ölümsüz Karanfiller’ ile fâili meçhul cinayetleri, ‘Anka Kuşu’ ile günümüz dergâhlarına dikkat çekmesi, ‘Sevda Kuşun Kanadında’ dizisi ile televizyon tarihinde ilk defa yakın tarihimize milli bir bakış açısı kazandırdığı ve son olarak kalpteki siyah nokta demek olan ‘Suveydâ’ filmiyle 1940’lı yıllarda yasaklı dönemler ve batılılaşma ile yapılan köklü reformların arkasında köylere yansıyan sıkıntılara da dikkat çekmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Aşk ve Secde, İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy, Gönül Dosta Gider, Tuna Nehri Aksam Diyor ve Gönül Köprülerimiz gibi dramatik belgesel filmlere de imza atmıştır.

Onu muhafazakâr camia ile buluşturan ilk filmi ‘Lanet’ in galasında tesettürlü hanımefendilerin “Mücahide Müjde” sloganıyla alkışladıklarında Müjde Ar’ın “Çok geç Mesutcuğum çok geç” dediğini röportajından öğrendiğimde Uçakan’ın ‘Sevda Kuşun Kanadında’ dizi filminde Yavuz Bingöl’ün canlandırdığı derin devlet bağlantıları olan eski NATO komutanı ve kontrgerillacı ‘Zafer Erbay’ adını görünce bana söz verdiği rol yerine ismimi değerlendirdiği aklıma geliverdi. O dönemleri yaşamış MTTB’ye yakın 40’a yakın kültür, sanat, siyaset adamı ile görüşmeler yapıldığını söyleyen Mesut Uçakan, MTTB Sinema Kulübü başkanlığı yapmış biri olarak o dönemin insanı olduğunu, oluşturduğu muhayyel tiplerin de o anılardan yola çıkılarak şekillendiğini, Zafer Erbay’ın sembolik bir tip, vatanını seven, ama onu korumak adına çirkin işleri meşru gören ve statükonun muhayyel bir temsilcisi tipleme olduğunu açıklayınca rahatladım.

Mutlak Fikir Estetiği ve Sinema ve Sonsuzkare isimleriyle sinema dergileri yayınlayan yönetmenimizin Türk Sineması’nda İdeoloji araştırması ve Sıkı Tut Ellerimi şiir kitaplarından da haberdarız.

2019 Yılında ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ kapsamında Türk sinemasının millî ve yerli kimliği için bir ömür boyu süren çabaları ve bu uğurda ürettiği özgün sinema eserleri dolayısıyla Mesut Uçakan’a verildiğini unutmayalım.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.