Hat Levhamız O Gece Gazi Oldu

Alim Korkmaz’ın Ankara Kızılay’daki çalışma ofisinde sanat ve sanatçılarla yapılan sohbetlere yoğun işlerim dolayısıyla fazla iştirak etmesem de telefon ve oraya gidip gelen diğer ortak dostlarım vasıtasıyla haberdar olduğumda Ahmet Yesevî Üniversitesi’ne kitap çalışması yaptıklarını işitmiştim.  Son yıllarda yerel yönetimlerin açtıkları kurslarda yetişenleri ayrı tutarak Ankara’da hat, tezhip, ebru ve minyatür resim gibi Türk-İslâm sanatlarını icra edenlerin sayısının bir elin parmakları kadar, çalışmaların adresinin İstanbul olduğunu belirtmek lazım.

Adını aldıkları Ahmet Yesevî kitabında hat, tezhip, minyatür ve ebruları alanında önemli isimlere sipariş veren dostumuzu ziyarete gitmiş, çalışmasıyla ilgili teferruatlı bilgiler yanı sıra  yeni projeleri üzerine de fikir teatisinde bulunmuştuk. Her zaman olduğu gibi vedalaşmamız kapı ağzında olurken,  eserin ne zaman hazır olacağı, kaç adet basılacağı ve dağıtımının nasıl olacağı gibi hususları dile getirmiştik. Kitaptan ayırmasını istirham ettiğimde “Senin kitabı hattatına imzalatacağım” sözleri içimde farklı sevinç oluşturmuştu.

Alim Korkmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanı görevine atandığımda İhlas Suresi yazılı hattı makam odama astığında duygulanmıştım. Dostlarımdan bazıları bu güzel hattı evime götürmemi ifade etmelerine kulak asmamış çalışma odamızın duvarında görünür bir yerde asılı bırakmıştım. 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi gecesinde TBMM’ye ilk bombanın tesiriyle çalışma odamız savaş alanı haline gelmiş, her taraf delik deşik olduğu halde hat yazılı levhamızın sadece çerçevesi zarar görmüştü. Birkaç gün sonra TBMM Genel Sekreter Yardımcısı görevine başladığımda yeni odamızın başköşesine o gece gazi olan hat levhamızı asmıştık.

Sanat, inancın estetik hüviyet kazanmasıdır diyen Alim KorkmazAhmet Yesevî kitabını almaya gelebilirsin’ diye aradığında vakit geçirmeksizin soluğu Akademik Sanat Yapım Merkezi’nde aldım. Hattat Avni Nakkaşoğlu ile tanıştırdığında iş yerinde odamın duvarındaki hattın sanatçısı ile birlikte olduğumu anlamıştım. Bana ayrılan kitabın iç kapağına adımı ve soyadımı değişmez harflerle yazınca şükranlarımı arz etmiş, bu sanatçı ile yolumuz hiç kesişmediği için de üzülmüştüm. Ankara’da açtığı kişisel sergisine davetli olduğum halde iş yoğunluğu bahanesiyle gitmemiştim. Onunla ilgili olarak bilgi topladığımda büyük bir sanatçı ile farklı görüşme imkânını kaçırdığımdan üzüntüm bir kat daha arttı.

1961 Kerkük’te gözlerini dünyaya açan Avni Nakkaşoğlu güzel sanatlara istidadı sebebiyle bu alanda yüksek tahsil görerek 1984 yılında Bağdat Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olmuş. Kamış kaleme olan sevdası onu Kerkük-İstanbul, İstanbul-Kerkük arasında yolculuk yaptırmış.

Hat sanatına başlarken çok acılar çeken sanatçı yıllar geçtikçe iltifat görüp Uluslararası Hat Yarışmalarında ödüller kazanmış. 2013, 2014 ve 2017 yıllarında Dubai’de tertip edilen Kuran-ı Kerim Hattatları buluşmalarına katılarak Mushaf cüzleri yazmış, başarı ödüllerine layık görülmüş. 2011 yılında Uluslararası 1. Hilye-i Şerife Yarışmasında başarı ödülü kazanırken, 2017 yılında düzenlenen organizasyonunda dördüncülük ödülünü almış. Suriye, Cezayir ve Kuveyt’te düzenlenen hat sanatı festivallerine iştirak ederek çeşitli ödüller kazanmış.

Sülüs-nesih kıtalar, celi sülüs levhalar ve hilye-i şerifler yazmış bulunan hattatımızın hilyelere karşı özel bir alakası var. Onlarca, belki yüzlerce hilye yazmış, yeni tasarımlar geliştirmiş. Hilye yarışmalarında muhtelif kategorilerde ödüller kazanmış, müzelerin envanterine girmiş.

Irak, Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Rusya Federasyonu’nda inşa edilmiş bulunan pek çok camiinin mihrap, kubbe ve kuşak yazılarını hazırlayan Nakkaşoğlu’nun hatları, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere pek çok devlet büyüğümüzün koleksiyonunda da yer bulmuş.

Avni Nakkaşoğlu’nun göz nuru döktüğü benim de gidemediğim “Vahy-ı Kalem” sergisinde cülüs, celi sülüs, nesih, muhakkak ve icaze hat nevileriyle kaleme alınan birbirinden âlâ 60 müzehhep eseri yer almış. Ankara’ya kamış kaleminden neş’et eden avaz ile bir iz bırakmanın gayretinde olan sanatkâr, bu toprakların insanlarının asırlar boyunca hat sanatına ve sanatkârlarına sahip çıktığını ifade ederek, hattın mücerred bir sanat olarak algılanmamasını; Hz. Ali’nin hattatlar nezdinde malum olan meşhur sözünde belirttiği gibi “Hat sanatının devamının İslâm dinini yaşamakla mümkün olduğunun” altını çizmektedir.

Yazımızı Alim Korkmaz’ın ifadeleri ile noktalarsak işi tamam kılmış oluruz diye düşünüyorum; “Sanatın özü güzelliktir. Sanat, insan ve toplumla en sıkı münasebeti olan din, ahlak ve iktisat gibi sosyal bir müessese ve canlı bir kültür dalıdır. Bilginin keşfinden ve eserinden daha geniş bir tesir sahası vardır. Çünkü sanat, fertlerin zekâsına hitap ettiği gibi gönüllerine de hitap eder. Böylece milli şuuru ve dini hayatı daha feyizli ve şevkli yaşamaya vasıta olur. Sanatçının en önde gelen görevi, topluma ve gelecek nesillere önderlik etmesidir. Öyle bir sanat eseri ortaya koymalıdır ki yaşayan ve gelecek nesiller onda ruhlarını yoğuracak, şekillendirecek aşk, iman ve ideal bulmalıdır. İslam Sanatı seyredilen değil, yaşanan sanattır.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.