13 EKİM ‘ANKARA GÜNÜ’

27 Aralık 1919’da millî mücadelenin karargâhı görevini verdikleri Ankara’da dayanışmayı bulan Mustafa Kemal ve arkadaşları 23 Nisan 1920’de yeni devletin temelini Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle açmalarıyla İstanbul’daki muhalefeti susturup, geçici merkez Ankara’nın başkent olma sürecine girilmişti.

İlk olarak meclis tarafından yayımlanan 28 Kasım 1920 tarihli kararnamede başkent olacak yerin özellikleri nutukta belirtildiğinden yabancı gazetecilerin de başkent olacak şehrin Ankara olduğuna dair yazılarıyla ittifak sağlandığını söyleyebiliriz.

Milli mücadelenin başarıya ulaşması ve Lozan Antlaşması’nın TBMM’de onaylanmasından sonra, 23 Eylül-6 Ekim 1923 tarihleri arasında İstanbul’un yabancı işgal güçleri tarafından boşaltılması tamamlanmış; bunun üzerine hükûmet merkezi konusu gündeme alınmıştır. Hükümet merkezinin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda yapılan tartışmalarda, boğazların askerî bakımdan tamamen açık ve emniyetsiz oluşu, İstanbul’u savunma şartları açısından güvensiz bir duruma getirdiği gibi nedenler o günün basınında derinlemesine tartışılmış.

Meselenin sıkıntılarını Lozan’da yaşayan Malatya milletvekilli İsmet Paşa, 13 arkadaşı ile birlikte, 9 Ekim 1923 de  “Türkiye’nin varlığının ve ülkenin güç kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu’nun merkezinde başkent kurma gereğini açıklıyor; coğrafî ve stratejik durum ile iç ve dış güvenlik de bunu gerekli kılıyor” gerekçesiyle tek maddelik bir kanun tasarısı vermiştir.

TBMM’de yapılan uzun görüşme ve tartışmalarda Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey İstanbul şehrinden dolayı alınganlık ve gücenme gösterilmesine anlam veremediğini ifade ettiğinde sözlerini düzeltmesine dair bağıranlar ve gürültü yapanlara Zeki Bey, “Tashih edemem, ben söylediğim sözü bilirim” dedikten sonra devamla: “Bir zamanlar hakanların yatağı, maarifin kıblegâhı, satveti İslâmiyenin tecelligâhı ve bilhassa Türk’ün kıblegâhı olan bu zavallı şehrin kabahati neydi? Şuursuz bir idarenin eli altında kahbe düşmanın harîmi ismetimize sokularak bedbahtlık içinde inleyen o zavallı İstanbul’da ordumuz istihlâs adımlariyle yürürken, onun ağuşuna atılırken, şükranına gözyaşları ve kurbanlar katarken bunun böyle mahrumiyetine sebep neydi? (Allah, Allah sesleri) Efendiler! Makam Hükümetin yalçın kayalarda, izbe ovalarda kurulmak asırları çoktan geçmiştir… İstanbul, en büyük bir ticaretgâh ve en büyük bir mevkii mümtaza maliktir. Efendiler! Bugün tarih noktai nazarından muhakeme edersek dört buçuk asırdan beri elimizde bulunan bu Payitahtta siyasi bir mahzur olarak görülen ahval acaba nedir? Bununla mukayese yapacak olursak kârımız mı çok, zararımız mı çoktur? Rica ederim, Anadolu’nun mamuriyetini istemeyen bir fert yoktur. Her tarafını İstanbul’dan daha mamur görmek isteriz. Yalnız buranın Merkezi Hükümet olmasıyla İstanbul’un hali harabîye terk edilmemesini rica ederim” sözleri “Hah şöyle, işte bu!” gibi karşılığını bulmuştu.

Gelibolu Milletvekili Celâl Nuri Bey söz alarak Zeki Bey’in iğbirar (gücenme-alınma) sözünü reddettiğini ve protesto ettiğini söyleyerek söze başladıktan sonra “İstanbul, evet, bir payitaht idi. Fakat payitaht maatteessüf Anadolu ve Rumeli’yi kurtaramadı. Kurtaramadı demekten maksadım oradaki sâf ve nezih kütlenin kurtaramadığı değildir. Kurtaramayan Hükümeti merkeziyenin; payitahtın, Babıali’nin orada bulunması idi… Şu Kürsü Muallâdan kendilerine arzı teşekkür ederim” dedikten sonra devamla “Ankara şehri Türk Devletinin makam olmakla biz İstanbul’u siyaseten, idareten, iktisaden terk ediyoruz, ihmal ediyoruz; hayır efendiler! İstanbul’da bundan evvel iki vaziyet vardı. O iki vaziyet sayesinde bu büyük şehir maişetini temin ediyordu. Bunun birincisi; payitaht olması, ikincisi; transit olmasıydı… Binaenaleyh biz Ankara’da yeni Devletimizi, yeni Hükümetimizi, yeni teşkilâtımızı kuracağız. Ankara bittabi Merkezi Hükümet olmakla değişecektir”

Daha sonra söz alan Zonguldak milletvekili Tunalı Hilmi BeyArkadaşlar! Biraz maneviyata mağlûp adamım. Arkadaşımız Zeki Bey iğbirar ve ihmal noktalarına dokunmak istedi. İğbirardan da bahsetmeyeceğim, ihmalden de bahsetmeyeceğim. Yalnız İstanbul bundan böyle ne olacaktır? Arkadaşlar! Hilâfet, makam Hilâfet. Bunlar bir tâbiri aharla Halife ve İstanbul. İstanbul makam Hilâfet olmakla da bütün Âlemi İslâm’ın merkezi olmak itibariyle Âlemi İslâm kadar büyümüştür. Arkadaşlar! İstanbul beldei tayyibe tâbiri Peygamberânesiyle tebşir buyurulduğu andan itibaren diyebilirim ki; güya Türk’ün ruhuna tarafı Peygamberîden bir ilham vâki olmuştur. Türk, ben bu beldei tayyibeyi fethedeceğim, diye yemin etmiştir ve o beldei tayyibeyi fethederek o, yıllarca, asırlarca yed’i hamasetinde bulundurmuş, bugün Âlemi İslam’a tevdi ediyor” diye konuşmasına devam etmiştir.

Daha sonra söz alan Aksaray milletvekili Besim Atalay Bey ise “Arkadaşlar! Ankara, Millî dâvamızda hâleler dokuyan nurlu, parlak bir muhittir… Bu zafer yıldızı Ankara’nın nursuz ye parlak gönüllerinde doğmuştur. Burada doğan ağaç burada büyüyecek ve meyvasını verecektir” sözlerine İstanbul milletvekili Hamdullah Suphi Bey yerinden “Memleketin çocuğu olan bu gibiler her yerinde yetişmiştir. Yani kötü adam memleketin her tarafında yetişir. Konya’da da yetişir, Yozgat’ta da yetişir velhasıl her tarafta yetişir. Binaenaleyh bu, İstanbul’a tahsis edilerek söylenmez” deyince Besim Atalay devamla “Yok efendim! İstanbul’a tahsis değildir, hiçbir vakit oraya tahsisan söylemiyorum, katiyen hiçbir memlekete taarruz etmiyorum arkadaşlar… Büyük Türk Ulu’su «Mete» nin bir sözü vardır: ‘Nerede bir Türk yaşıyorsa, nerede Türk Bayrağı sallanıyorsa orayı kalbinle seveceksin, oraya bağlanacaksın’ diyor. Benim hiçbir vakit İstanbul’u tahkir etmek hatırıma gelmemiştir. Ben derviş meşrep bir adamım. Kimseyi tahkir etmek elimden gelmez” sözlerinin ardından Meclis Reisi “Efendim! Müzakerenin kifayetine dair takrirler aldım. Evvelâ kifayeti müzakereyi reyi âlinize vaz ‘edeyim. (Kabul sesleri) Kifayeti müzakereyi kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. Şimdi efendim Kanunu Esasî Encümeni mazbatasını reyi âlilerine vaz’ediyorum. Kabul buyuranlar lütfen el kaldırsın. Ekseriyeti azîmeyle kabul edilmiştir efendim. (İttifakla sesleri) Efendim, kalkmayan el vardır. Müttefikan diyemem, gördüm, ekseriyeti azîmeyle kabul edilmiştir. Kanunu Esasiye bir madde ilâve etmedik. Encümen mazbatasını reyi âlilerine vaz ‘ettim. Encümen mazbatasını dikkatle okuyunuz efendim. Müsaade ederseniz Pazartesi günü öğleden sonra saat bir buçukta içtima edilmek üzere Celseyi tatil ediyorum” diyerek oturumu kapatmıştır.

Büyük bir çoğunluk ile kabul edilen kanunun maddesinde: “Devletin makarr-ı idaresi Ankara şehridir” ibaresi ile cumhuriyetin ilanı öncesi 13 Ekim 1923 de Ankara’nın başkent olması gerçekleşmiştir.

Millî mücadele kadrolarında yaşanılan çatışmanın Ankara’nın başkentlik süreciyle su yüzüne çıkması, doğduğum şehrin tarih öncesine kadar uzanan dönemlerde varlığını belirgin olarak ortaya koyması, 13 Ekim 1923 den başlayarak bugüne kadar seğmenlerin kutlama yapması ve 13 Ekim 1955 de dünyaya ‘merhaba’ mızı ‘hamaset’ olarak yorumlamamanızı istirham ederek yazımızı noktalıyoruz.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.