Tarım Normları Değişmedi

Son günlerde gıda ürünlerinin fiyatlarında benzeri görülmeyen artış eğilimi toplumsal tepkilere neden olurken tüm dünyada fiyat artışlarının nedenleri üzerinde geniş araştırmalar yapılmaya başlandığını söyleyebiliriz.

Geçmişte “Tarımda kendi kendine yeten ülkelerdeniz” cümlesiyle gururlanırken bu günlerde yetiremediğimiz ürünlerin sayısında artış olduğunu, çözüm için iklim değişikliği başta olmak üzere kuraklık ve nüfus artışları gibi meseleleri masaya yatıran uzmanların tespit ve önerilerine saygı duyuyoruz.

Bu konulara paralel olarak dövizde yaşadığımız hareketliliğin yurt dışı kaynaklı olabileceği, marketlerdeki gıda ve temel ihtiyaç malzemelerindeki fahiş fiyat artışlarının enerji hammaddelerinin fiyatlarının yükselmesi, kuraklık, çevresel duyarlılıklar, küresel ısınma, stoklama gibi birçok nedene dayandırıldığı açıklamalarına vatandaş iktidara geldiği günden beri pragmatik yaklaşımlara yanaşmayan Ak Parti’nin atacağı olumlu adımlar olacağına inandığını da kamuoyu göstergelerinden öğrenmiş oluyoruz.  

Ekonomik meselelerde uzman değilim, anlamam. Ama cebimdekiyle geçtiğimiz yılda neler alabildiğimi şimdi ne kadar alabileceğime kafamız çalışır. Tarımsal üretimde yaşanabilecek darboğazların giderilmesi, önümüzdeki dönemde yüksek seyretmesi beklenilen tarım ürünleri fiyatlarının olumsuz etkilerinin azaltılması için Tarım ve Orman Bakanlığı’na görev düşmekte, ancak bakanlığın bu mevzuda yeterli olamadığını düşünüyorum. Ekranlarda isimlerinin başındaki titrlerini konuşturarak arz-ı endam eden laf ebelerine de pirim verilmemesi gerekir.  

Bir kere şunu baştan kabullenelim. Tarım ülkesi olduğumuz gerçeği çocukluk yıllarımızda kaldı. Altmışlı yılların başında nüfusumuzun %70’e yakını köylerde yaşıyordu. Yetiştirdikleri ürünleri şehre taşır, semt pazarlarında kendilerine ayrılan yerde satışını yapıp maişetini temin ederlerdi. O yılların yaşantısını sosyolojik araştırılması işini uzmanlar çalışsınlar. Altını çizerek gururla söyleyebileceğim cümle ise; gıda ve tarım ürünlerinde sıkıntı yaşanmıyorduk.

Şöyle bir geçmiş günlere belgesel film anlayışıyla gidip baksak o dönemdeki huzur, mutluluk, bereket, insanlık, yardımseverlik, hatta ‘komşusu açken tok yatılmaz’a varıncaya kadar kanaat kavramının içinin boşaltılmadığını hatta iliklerimize kadar yaşadığımızı ifade edebiliriz.  

Dünya ile birlikte ülkemizi etkisi altına alan pandemi şartlarını yukarıda anlattıklarımıza katık etmek istemiyorum. Dostlar, bereketimiz azaldı. Bunun dinî, kültürel ve sosyolojik başta olmak üzere çeşitli sebeplerini sıralayabiliriz. Çözüm üretilmesi adına olumsuz gelişmeleri dile getirmeden moral çöküntüsündeki insanımıza güzel günler yaşayacağına dair olumlu gelişmeleri ifade etmeliyiz.

Teknik açıdan meslekî donanımız yeterli olmasa da devletimizin ürün bazında desteklerle üretimin artırılmasına yönelik tedbirleri aldığını, yeni tedbirlerle çiftçimize destek vermeye devam ettiğini düşünüyoruz. Muhtelif görevlerle 29 sene hizmet ettiğim alanla ilgili elbette söyleyeceklerimiz olduğunu düşünerek vebalimiz olmaması için Bekir Pakdemirli’nin yakın çemberindekilere ‘bir kahve içimi görüşme’ sağlamaları talebimizi bakanlığının ilk günlerinde rica etmiştik. Davetsiz bir yere gidilmeyeceği kültürel kodlarımızda kayıtlı olduğundan bu olumlu sesimize kulak verilmemesine ‘her yiğidin yoğurt yiyişi’  deyip sustum ama Tarım Bakanlığı’nda uzun yıllar üst seviyede görev yüklenmiş arkadaşlarımızın kurdukları meslekî birlikteliğe randevu verilmemesini “Bakanlıkta müktesebatları yeterli uzmanlarla çalışıyoruz, sizlere ihtiyacımız yok” diye anladık.

Köyde yaşayan vatandaşlarımızın ilçe merkezlerinde belirli günlerde kurulan pazar ve marketlerden ekmek, kesilmiş, dondurulmuş tavuk eti, yoğurt, peynir, pekmez ve yumurta gibi ürünler satın aldıklarını görünce yolunda gitmeyen işlere TBMM Tarım Komisyonunda görev ifa eden üyelerin kafa yormasının iyi olacağının altını çizerek noktalıyoruz ve’s-selam.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.