ZEYNEL BEKSAÇ’I TANIDIĞIMDA

Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1993 senesindeKazakistan’ın o zamanki başşehri Almatı’da tertip ettiği ‘Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’nde tanımıştım onu.  Kosova’dan gelen adama ‘içim ısındı’  tabirini kullanacağım. Evet, o gün orada ilk gördüğümde sanki mahallemizden birisiyle sohbet etmiş gibi, hatta yıllardır tanışıyormuşum gibi bir his uyanmıştı.

Milletlerine karşı ödevlerini ihmal etmeyen sanatçılar, kültürel değerlerine sahip çıkarken diğer taraftan da toplumun değerleriyle barışık olurlar. Kimi hikâyeleriyle, kimi şiirleriyle diğer sanat erbabı da kendi sanat dallarıyla görevlerini yaparlar. Şiir başta olmak üzere çok yönlü özelliğiyle Balkan coğrafyamızın değerli sanatçısı Zeynel Beksaç böyle birisidir.

Beksaç’ın çocuklar için kaleme aldığı Çetrefil Sevda, Vurmazsam Namerdim, Önce Sevgiye Doğar Güneş ve Gökkuşağında Salınan Çocuklar kitaplarıyla şiirlerinin yer adlığı Rumeli O Benim İşte ve Rüyalarım Çiçek Açtı kitaplarını biliyorum.

Onun duygu, düşünce ve sanat anlayışını dil, yapı, anlatım tekniğini edebiyat araştırmacılarına bırakarak “Vatanımız Rumeliydi” şiirinde yerlerinden edilen insanımızın mübadil çocuğu olarak o topraklardan ayrılışlarının kokusunu hissediyorsunuz.

Balkanların kültür zenginliğinde çocukluğundan başlayarak dergi ve kitaplara tutkunluğu belli olan Beksaç’ın ilk şiiri daha ilkokul talebesiyken Üsküp Birlik gazetesinde yayımlanmış. Daha sonra Sevinç, Tomurcuk ve Sesler dergilerinde şiirleri yayımlanan şairimizin gazeteciliğe, edebiyata, resme ve müziğe olan sevgisi de şiir kadar ağır basmıştır.

“Daha on yaşındaydım. Mevlana, Yunus Emre, Fuzuli, Yahya Kemal Beyatlı ve daha birçok değerle onun kütüphanesinde tanıştım” diyen Beksaç’ın yetişmesinde ve çalışmalarında yol gösterinin babası olduğunu farklı mekânlarda zikretmiştir.

Türkçe ve kültürümüzün Balkanlardaki güçlü sesi sanatçımız kendi ifadesiyle Türkçenin Rumeli yakasında dilinin tarlasında ırgat, bağında ise bağcıdır.  Balkan coğrafyasında çekilen onca haksızlığa sahip çıkmak adına mesuliyetinin idrakiyle 1912’den beri Osmanlının çekilişiyle birlikte cumbalı evin, kaldırımlı sokağın, ahşap oymalı tavanın, hüzünlü hüzünlü akan çeşmelerin, nice cami, hamam, medrese, köprü, kervansarayların sahipliğini üstlenmiş ve ömrünü bunlara ayarlamış gönüllü bekçileri olduğunu haykıran Beksaç, Rumeli’de Türklük, Türkçe, vatan sevgisini her daim ön planda tutmuştur.

Şair, yazar, ressam, besteci, yayıncı, müzisyen, gazeteci, belgesel yapımcısı, ders kitabı yazarı, yönetici, icracı, çevirmen, şarkı sözü yazarlığı gibi on parmağında on marifet sergileyen Beksaç’la yıllar sonra Kosova Prizren’de yine şiirin olduğu toplantı vesilesiyle görüşmemizde bu defa ev sahipliğini de doruklarda yaşatmıştı.  Yazımıza konu ettiğimiz Zeynel Beksaç,

İstanbul’dayım

Süleymaniye’nin minarelerinden akşam ezanı okunur

İnce bir hüzün sarar

Bir an dünya halim

Terkeder beni

Bir ummana açılır…

…Ben her gün yeni baştan

Rumeli sokaklarında anadilime

Sırılsıklam sevdalanırım leyla…

mısralarıyla Türkçemizin bayrağını gönderde tutmaya devam ediyor.  Bu vesile ile şükranlarımızı gönderelim ve’s-selam.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.