Mizah Zalimdir, Lâkin Lazımdır

Kusurları, yetersizlikleri, adaletsizlikleri vb. doğrudan ve dolaylı yoldan eleştiren mizah yönünden çok zenginiz. Düşünceleri şaka ve nüktelerle süsleyerek anlatan söz ve yazı çeşidi olan mizahta temel hedef güldürme ise de çok defa güldürmenin altında fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme, iğneleme ve düzeltme gizlidir.

Küçük düşürme gayesi olmadan kin ve intikam duygusundan kaynaklanmayan, hayatın hemen her ögesi mizaha konu yapılınca edebiyata yansımış olur. Başka bir ifade ile sözlü yapılan mizah yazıya geçirildiğinde edebî bir kimliğe bürünür.

Çelişme ve çatışma mizahın şartları arasındadır. Biz bir şeye gülerken onu başka bir şeyle karşılaştırıyoruz demektir. Abartma, ironi gibi ince zekâ ürünü yöntemlerin yanı sıra aşağılamaların da olduğu mizah, kitaplarda ‘nükte ve latife’ karşılığında kullanılmaktadır.

Hicivde kusurların düzeltilmesi çabası vardır ve konu toplumsal eleştirinin yansıma alanıdır. Divanü Lügat-it Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Hikâyeleri içinde mizah açısından zenginlikler bulunmaktadır. Mizaha, anonim ürünlerde rastlarken Divan edebiyatı şairlerinin hicve başvurduklarını görüyoruz.

Genel olarak eğlendirmek, güldürmek ve birine incitmeden dokunmak gayesini güden mizahı, Platon, Aristoteles, Hobbes, Kant, Darwin ve Twain gibi önemli düşünürler farklı yönleriyle açıklamaya çalışırken Peygamberimiz (SAV) ‘Bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız’ diyerek duydukları, gördükleri, bildiklerinin bizden fazla olduğunu ifade etmektedir.

Düşünürlerin bir kısmı mizahı üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama teorisiyle izah etmişlerdir. Olayların gülünç, alışılmadık, çelişkili yönlerini yansıtarak insanı söz konusu olaylar üzerinde düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatı olarak tanımlanan mizah, sosyolojik, psikolojik, eğlence ve iletişim fonksiyonlarıyla önümüze çıkarken, kimi zaman acı veren olayları kendine özgü bir bakış ile değerlendirmektedir.

Arapça ‘müzah’tan gelen mizah, Edebiyat Terimleri Sözlüğünde edebiyat türü olarak değerlendirilir ve “Alay, şaka, gülmece. İçinde hayatın herhangi bir yönüne veya bir insana dair zarif bir nükte, bir şaka, ince bir alay bulunduran, tarzıyla okuyanı tebessüm ettiren yazı ve manzumelere mizahi eser denir” ibaresini yeterli bulmadığımı belirtmeliyim.  

Komik ve eğlendiren her şey, eğlendirirken düşündüren ifade ya da sözler mizah kavramının içinde yer alırken, öte yandan mizah denilince akıllara gülme unsuru gelmektedir. Evet, mizahta güldürmek gayedir ama aynı zamanda bir zekâ ürünüdür. Herkes mizah yapamaz. Sözlü mizahımızın türlerinden fıkralar, genellikle yaşanmış olaylardan hareketle anlatılan güldürücü, hicvedici, tenkit edici, eğlendirici, düşündürücü, eğitici ve öğretici özellikler taşıyan nükteli sözlerdir. Dilden dile aktarılan fıkralar, ortak kültürümüzün en etkili aracıdır.

Yazımıza başlık yaptığımız cümleyi biraz aralayacak olursak mizahın lazımlığının sosyal olarak gerekliliğinin önemli olduğunu ifade ederken öte taraftan ise zalimliğinin yapana olduğunun altını çiziyoruz. Şöyle ki, mizah yapılırken inanç ve düşünce planında akaidi mevzulara çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi insanı küfre götüren nedenler arasında ‘bilmeden yani cahillikten’ kaynaklanan kavramlar vardır ve her Müslüman bu konularda hassas terazi kullanır gibi sözlerini ölçüp, tarttıktan sonra konuşması evladır.  ‘Boğaz dokuz düğümdür’ atasözümüzde söyleneceklerin içerisinde karşındakini incitecek lafların geçmemesine dikkat edilmesi gerektiği, düşünme aşamasında varsa kötü sözlerin elenmesi veya gerekiyorsa söyleneceklerden vazgeçilmesi ki, bu durumda insanlar karşısındaki kırmamış olurlar

Sosyal hayatımızdaki çarpıklıklara yer veren mizahçıların tabirimiz caizse ‘ip cambazı’ gibi olmaları gerekmektedir. İşte tam burada mizahın elzemliği yani lazım olduğu gerçeğiyle karşılaşırken diğer yandan mizahı yapan, eden veya ortaya çıkaranın dikkatli olmadığında başına iş açacağından ‘zalimlik’ olarak gördüğümüzü yazımızın sonuna bıraktık.

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.