Sohbet Bahaneydi 

Bir zamanlar kızlarımızın çeyizinin olmazsa olmazıyken altına ufak bir kilim serilip aksesuar olan mangaldan söz etmek istiyorum. Film, hikâye ve romanlarda kahvesini pişirip fincanda keyifle yudumlayanlara her daim imrendiğimi de bu vesileyle belirteyim. Evlerimizin başköşelerinde keyiflenerek ve ritüeline uygun içtiğimiz kahveyi sosyo-kültürel ilişkileri mahalle ölçeğine aktaran kahvehanelerde içilmesinin tarihi yeni sayılır. Tanzimat Fermanı’nın ilanı sonrası (1839), Avrupa kafelerinden esinlenilerek, gazete ve dergi okunan kahvehanelerimiz ‘kıraathane’ oluvermiş.

Kahve bitkisiyle nasıl tanıştık, ilk defa kim içmişti, ticareti nasıldı vb. suallere bu yazıda cevap bulamayacaksınız. Çünkü bugüne kadar çoğu akademik olmak üzere bir hayli çalışmaya kısa yoldan erişebilir, kahve ile merak ettiklerinizi okuyabilirsiniz. Bizim nesil ‘kahvehane’ denilen mekânları az-çok bilirler. Habeşistan kökenli kahvenin ekmek yapımında kullanıldığını duyunca şaşırmıştım.

Kültürel ilişkiler sisteminin inşasında önemli rol oynadığını düşündüğüm kahvehanelerin sosyalleşme hareketine öncülük ettiğini, çarşı merkezli bir şehirleşme modelinin ortaya çıkmasındaki önemini hatırlatarak başkentte ilk kahvehanenin ne zaman açıldığını konusunda bir belgeye rastlayamadığımı peşinen ifade ederek kahvehanelerin 20. yüzyıl başına kadar olan serüveni konusundaki gelişmelerle bir çerçeve koymayı düşünüyorum.

Evliya Çelebi Ankara çarşılarının mamur ve şenlikli pazarlar olduğundan bahisle kahvehanelerin ve berber dükkânlarının her zaman kalabalık olduğunu belirtmiş. İlk gençlik yıllarımın geçtiği Ankara Altındağ Atilla mahallesinde Arnavut kökenli vatandaşlarımızın işlettiği iki kahvehanenin müdavimleri de farklıydı. Bitişiklerinde berber dükkânları olan, gençlerin takıldığı kahvehanede oyunlar parasına oynanırken özel bölümünde horoz dövüşü tertiplenirdi.  Orta yaş grubunun vakit geçirdiği, hatta namaz vaktini beklediğini söyleyebiliriz kahvehanede ise domino ve tavla pullarının sesi birbirine karışırdı.

İnsanların kahvehanede görüşlerini paylaşmaları kamusal alanın oluşması sürecinde çok önemlidir. Seçim vakitleri yaklaştığında partilerin propaganda alanı kahvehanelerdi. O günün siyasilerinin ahşap sandalye üzerine çıkıp yaptıkları konuşmaları kahvehane camekânından seyreder, basılı amblem ve broşürlerini kaptığımız gibi eve giderdik.  

Geçmişten günümüze kahvehanenin işlevi sözlü anlatılar arasına efsaneler sıkıştırılarak anlatılmış olsa da o günlerin mektupları ve gezginlerin notlarından özelliklerine ışık tutabiliyoruz.

Müdavimlik ya da tiryakilik olarak kahvehanelere olan ilginin arkasında toplumun tamamı tarafından kabullenilmesi yatmaktadır. Yaz ve kış demeden sürekli faaliyetlerine devam eden bu mekânlar,  mahalle, esnaf, âşık ve semai kahvehaneleri adıyla anılırdı. Bildiğiniz üzere Mehmet Akif’in ‘Mahalle Kahvesi’ adıyla kahvehaneyi manzum hikâye olarak anlattığı şiiri de vardır ki, burada dönemin kahvehanesinde konuşulanlar, insanların geçimi vb. mevzuları canlandırmıştır.

Yazılanlardan kapı önlerinden kahvehanelere ve sokağa, oradan çarşı ve pazara taşan, mahalleye dağılan hatta şehre yayılan sohbetlerin yanı sıra halkın siyasi ve sosyal meseleleri, yönetim ve yöneticilere karşı tavırları derken birçok mevzunun çözüm merkezi haline geldiğini çok rahatlıkla ifade edebiliriz.

Bu mekânlarda kahve veya çay eşliğinde gazete, dergi, kitaplar okunması dışında haber ve söz alışverişi gibi işlevleri olan kıraathanelerde edebi tartışmalara da sahne olunurdu. Özellikle geceleri şiir ve edebiyat yuvası halini alan bazı kıraathaneler veya kahvehaneler, edebiyatçıların öncülüğünde her konuya temas ederlerdi.

Böylece, halkın en çok etkilendiği mekânlardan biri olan kahvehaneler, modernleştirme çabaları yanında halk eğitiminin verileceği mekânlardan biri olarak görülmeye başlanmıştır. Halkın iç içe olduğu, üstelik eğitim de aldığı mekânın fizikî yetersizliği ortaya çıktığında mevcut kahvehanelere mimarî açıdan müdahaleler yapılırken, inşa edilen yenileri, şekil ve mekân anlamında dönüşüme uğramıştır.

Kahvehanede gazete okumanın cazipliği hâlâ sürerken eski tarz kahvehanelerin yerini kısa bir dönem kıraathaneler, ikinci aşamada kahve-kahvehane işletmeciliğindeki devrimi vurgulayan kristal salonlar, gazinolar, son aşamada da kafeler almıştır.

Ne kadar kalınacağının belli bir tarifesi olmadığından dayanışma üzerine kurulu hemşerilik sınırları mahalle kahvehanesinde çizilirdi. İki mahalle arasında kahvehane müdavimleri birbirine yabancı kalırken, dinî, etnik vb. aidiyetliklere bağlı olarak hemşerilik sınırları aynı şehirden hatta bölgeden olmaya kadar genişletilebilir.

Kahvehanelerin çalışma esaslarını belirleyen yönetmelikte “kahve, çay, nargile ve benzeri alkolsüz içkilerin içildiği kumar kastı olmaksızın tavla, okey, domino ve benzerleri ile her türlü kâğıt oyunlarının oynandığı yer” olarak tanımlanan kahvehaneler, sigara yasağı ve sosyal medya iletişiminde de olduğu gibi kamusallık adına faaliyetlerini sürdüren mekâna artık kısaca ‘kahve’ demeye başladık. Kahvehanelerin, edebî, siyasî ve sanatın doğuşuna zemin hazırladığını kültür mekânları olarak işlev gördüklerinden “kıraathane” olarak hatıralarımızda kalması temennisiyle…

PAYLAŞ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.